Yemen'deki İran destekli Husiler, 7 Eylül Cumartesi günü Suudi Arabistan'ın güneybatısındaki Jizan şehrine yönelik düzenlenen füze saldırısının sorumluluğunu üstlendi. Grup, söz konusu saldırının Kızıldeniz'deki Suudi petrol tesislerini hedef aldığını açıkladı. Bu gelişme, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik savaşının Ortadoğu'ya yayılmasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Husiler geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan'a yönelik deniz ablukası ilan etmiş ve İsrail ile bağlantılı gemilere saldırı tehdidinde bulunmuştu.
Saldırının Detayları ve Arka Plan
Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, yaptığı yazılı açıklamada, Jizan'daki hedeflere yönelik füze saldırısının başarıyla gerçekleştirildiğini ve isabet aldığını öne sürdü. Seri, saldırının Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz'deki petrol altyapısını hedef aldığını ve bu operasyonun İsrail'in Gazze'deki saldırılarına misilleme niteliği taşıdığını belirtti. Suudi Arabistan tarafından ise saldırıya ilişkin henüz resmi bir doğrulama gelmedi. Ancak Suudi öncülüğündeki koalisyon güçleri, Jizan'a düşen füzelerin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.
Husiler, 7 Ekim 2023'te başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından İsrail'e ve İsrail ile bağlantılı gemilere yönelik saldırılarını artırmıştı. Grup, Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek küresel deniz ticaretini tehdit eder hale gelmişti. ABD ve İngiltere, Aralık 2023'ten itibaren Husilere yönelik hava saldırıları başlatmış, ancak bu saldırılar grubun kapasitesini önemli ölçüde zayıflatamamıştı.
Bölgesel Gerilim ve Küresel Etkiler
Husilerin Suudi Arabistan'daki petrol tesislerini hedef aldığını açıklaması, bölgedeki gerilimin boyutlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bu saldırının İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü mücadelenin bir parçası olduğunu belirtiyor. İsrail ile İran arasında yaşanan doğrudan çatışmaların ardından Husilerin İsrail'e destek amacıyla Suudi Arabistan'ı hedef alması, Körfez ülkelerinin güvenlik endişelerini artırıyor.
Suudi Arabistan, 2022'de İran ile imzaladığı tahran anlaşmasıyla bölgesel gerilimi azaltma çabası içine girmişti. Ancak son dönemdeki gelişmeler, bu normalleşme sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Kızıldeniz'deki gerilim, küresel enerji arzını ve tedarik zincirlerini etkileyebilecek potansiyele sahip. Petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, uluslararası piyasalarda tedirginlik yaratıyor.
Husilerin füze ve insansız hava aracı kapasitesi, bu tür saldırıların bölgede yeni bir çatışma cephesi açabileceği endişesini artırıyor. Uzmanlara göre, Suudi Arabistan'ın hava savunma sistemleri bu tür saldırıları büyük ölçüde engellese de, petrol tesislerinin korunması her zaman mümkün olmayabiliyor. Bu durum, uluslararası enerji piyasalarında risk primini yükseltiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye açısından bölgesel istikrarın korunması bakımından önem taşıyor. Türkiye, Kızıldeniz'deki deniz güvenliğinin sağlanması ve enerji hatlarının kesintisiz işlemesi için uluslararası çabalara destek veriyor. Öte yandan, bölgedeki gerginliğin artması, Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ekonomik ilişkileri ve enerji ticaretini dolaylı olarak etkileyebilir. Ankara'nın, hem İran hem de Suudi Arabistan ile diyalog halinde olması, krizin yayılmasını önlemeye yönelik arabulucu rolünü güçlendirebilir. Ancak Türkiye'nin asıl önceliği, kendi sınırları ve Doğu Akdeniz'deki güvenliğini tehdit edebilecek bir çatışma ortamının oluşmaması için bölgesel aktörleri itidale davet etmesidir.