Husiler, Yemen'in Kızıldeniz kıyı şeridinin tamamının kontrolünü ele geçirdiklerini duyurdu. Bu stratejik kazanım, İran destekli grubun ülkenin batı kıyısındaki hâkimiyetini pekiştirirken, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ticareti ve güvenliği açısından yeni bir dönemi işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaşta Husiler, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona karşı mücadele ediyor. Son haftalarda stratejik liman kenti Hudeyde ve çevresindeki çatışmalar yoğunlaşmıştı. Husilerin askeri sözcüsü Yahya Saree, yaptığı açıklamada, "Kızıldeniz kıyısındaki tüm bölgeler artık kontrolümüz altında" dedi. Bu açıklama, Yemen hükümeti ve koalisyon güçlerinin bölgedeki varlığının sona erdiği anlamına geliyor.
Hudeyde limanı, Yemen'e insani yardımların ulaştığı en önemli kapı konumundaydı. Birleşmiş Milletler, limanın kontrolünün el değiştirmesinin milyonlarca insanın gıda ve ilaç yardımına erişimini tehlikeye atabileceği uyarısında bulundu. Husiler, limanı insani yardım koridoru olarak kullanmaya devam edeceklerini iddia etse de, uluslararası kuruluşlar bu konuda temkinli.
Uzmanlar, Husilerin bu hamlesinin arkasında İran'ın askeri ve lojistik desteğinin yattığını belirtiyor. Tahran, Husilere balistik füze, insansız hava aracı ve deniz mayını gibi silahlar sağlamakla suçlanıyor. Suudi Arabistan ve ABD, İran'ın bölgedeki nüfuzunu dengelemek için Husilere karşı operasyonlar düzenlese de, bu son gelişme İran'ın Yemen'deki etkisinin arttığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kızıldeniz, dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husilerin kıyı şeridinin tamamını kontrol etmesi, Bab-el-Mandeb Boğazı'ndan geçen gemilere yönelik tehditleri artırabilir. Son aylarda Husiler, İsrail bağlantılı olduğunu iddia ettikleri gemilere saldırılar düzenlemiş, bu saldırılar nedeniyle birçok deniz taşımacılığı şirketi rotasını değiştirmek zorunda kalmıştı.
ABD, bölgede koalisyon güçleriyle birlikte deniz güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Ancak Husilerin kıyı kontrolü, uluslararası donanma için operasyonel zorlukları beraberinde getiriyor. Uzmanlar, Husilerin karadan denize füze sistemleri ve İHA'ları konuşlandırarak gemilere yönelik saldırı kapasitesini artırabileceğini öngörüyor.
Bölgesel güç dengesi açısından, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Yemen'deki stratejik hedefleri sekteye uğramış durumda. Koalisyon güçleri, Yemen hükümetini destekleyerek Husileri geri püskürtmeyi amaçlıyordu. Ancak bu son gelişme, koalisyonun Yemen'deki askeri varlığının sorgulanmasına yol açabilir. İran ise, Husiler üzerinden Kızıldeniz'de söz sahibi olma yolunda önemli bir adım atmış oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Husilerin Yemen'in Kızıldeniz kıyılarını tamamen kontrol altına alması, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Kızıldeniz, Türkiye'nin Asya ve Afrika'ya açılan deniz ticaret yollarının güvenliği için hayati önem taşıyor. Husilerin saldırıları, Türk gemilerinin seyrüsefer güvenliğini riske atabilir; bu da ihracat ve ithalat maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım faaliyetleri ve diplomatik dengeleri, yeni güç dinamiklerine uyum sağlamayı gerektirebilir. İran'ın artan nüfuzu, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini de etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, gelişmeleri yakından takip ederek çok yönlü bir diplomasi yürütmeli.