Yemen'in uluslararası alanda tanınan hükümetinin Dışişleri Bakanı Ahmed Avad bin Mübarek, Husilerin Kızıldeniz'de İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki kontrol stratejisini taklit etmeye çalıştığını ve uluslararası toplumun yetersiz tepkisinin bu grubu cesaretlendirdiğini söyledi. Riyad'da düzenlenen basın toplantısında konuşan Bakan, Husilerin Bab el-Mandeb Boğazı'nda ticari gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını ve bu durumun küresel enerji tedarik zincirleri için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.
Arka plan: Bab el-Mandeb'de artan gerilim
İran destekli Husiler, 2014'ten bu yana Yemen'in kuzeyini kontrol ediyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesine rağmen, grup balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla bölgedeki deniz ticaretini hedef alıyor. Husiler, Bab el-Mandeb Boğazı'nın yakınındaki stratejik liman ve adaları kullanarak gemileri gözetim altında tutuyor. Son aylarda İsrail'e yönelik saldırılarıyla da bilinen grup, Kızıldeniz'deki birçok ticari gemiye el koydu veya bunlara saldırdı.
Ahmed Avad bin Mübarek, Husilerin bu stratejisinin doğrudan İran'dan ilham aldığını belirtti: "Husiler, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda yaptığı gibi, uluslararası topluma kendi şartlarını dayatmak istiyor. Onların amacı, deniz trafiğini kontrol ederek siyasi kazanç elde etmek." Bakan, uluslararası toplumun bu konuda kararlı bir tutum sergilememesinin Husileri daha da cesaretlendirdiğini ekledi.
Bölgesel ve küresel boyut
Kızıldeniz, Süveyş Kanalı üzerinden Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin yaklaşık %12'sine ev sahipliği yapıyor. Bab el-Mandeb Boğazı'nın güvenliği, küresel enerji fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinde doğrudan etkiye sahip. Husilerin saldırıları, sigorta primlerinin artmasına ve bazı şirketlerin daha uzun rotaları tercih etmesine yol açtı. ABD öncülüğündeki deniz görev gücü, bölgedeki güvenliği sağlamaya çalışıyor, ancak bu çabaların yetersiz kaldığı yönünde eleştiriler var.
Uzmanlara göre, Husilerin bu kışkırtıcı hamleleri, Yemen'deki barış sürecini de tehlikeye atıyor. Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve siyasi çözüm bulunmasını hedefliyor. Ancak Husi saldırıları, taraflar arasındaki güveni zedeliyor ve bölgesel gerilimleri artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kızıldeniz'deki bu gelişmeler, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, doğal gaz ve petrol ithalatının büyük bir kısmını bu güzergahtan sağlıyor; olası bir deniz trafiği kesintisi, enerji fiyatlarını ve arz güvenliğini etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, Katar ve Umman ile olan enerji anlaşmaları çerçevesinde bölgedeki güvenliğe doğrudan bağımlıdır. Bu nedenle Ankara, Kızıldeniz'deki istikrarın sağlanmasına yönelik uluslararası çabalara destek verebilir ve bölgesel aktörlerle iş birliğini güçlendirebilir. Ancak Türkiye'nin, Yemen'deki iç savaşta taraf olmadığı için arabuluculuk rolü üstlenme potansiyeli de bulunuyor.