Yemen'in batı bölgelerinde Husilerin başlattığı geniş çaplı taarruzda en az 13 hükümet askeri hayatını kaybetti. Saldırı, Hudeyde ve Taiz çevresindeki cephe hatlarında yoğunlaşırken, çatışmalar ülkedeki kırılgan ateşkesi ve Birleşmiş Milletler öncülüğündeki barış çabalarını yeniden gündeme taşıdı. Husilere bağlı kuvvetler, çok cepheli bir operasyonla hükümet kontrolündeki stratejik noktalara yöneldi. Olayda ölenlerin tamamının Yemen hükümetine bağlı düzenli ordu birliklerine mensup olduğu bildirildi.
Saldırının Ayrıntıları ve Cephe Hattı
Yemen hükümeti yetkililerine göre, Husiler batı cephesinde eşzamanlı olarak birden fazla noktadan saldırıya geçti. Taarruzun ana ekseni, Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde ilinin güney bölgeleri ile Taiz ilinin batı kırsalı oldu. Husiler, bu bölgelerde hükümet güçlerinin mevzilerine topçu ve insansız hava araçlarıyla desteklenen piyade hareketleri düzenledi. Hükümet kaynakları, saldırıda 13 askerin öldüğünü, çok sayıda askerin de yaralandığını doğruladı. Husiler ise henüz resmi bir kayıp açıklaması yapmadı. Çatışmaların ardından bölgeye takviye birlikler sevk edildiği öğrenildi.
Yemen iç savaşı, 2014'ten bu yana ülkeyi parçalamış durumda. İran destekli Husiler başkent Sana'yı ve kuzeyin büyük bölümünü kontrol ederken, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun desteklediği Yemen hükümeti güney ve doğu bölgelerinde varlık gösteriyor. Nisan 2022'de varılan ateşkes anlaşması, taraflar arasında zaman zaman ihlallerle sarsılsa da büyük ölçüde korunmuştu. Ancak son haftalarda Husilerin batı cephesindeki hareketliliği, ateşkesin fiilen sona erme riskini artırıyor.
Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi, taraflara itidal çağrısında bulunarak çatışmaların sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekti. Uluslararası yardım kuruluşları, Hudeyde ve Taiz'deki yoğunlaşmanın insani koridorları tehdit ettiğini belirtiyor. Bölgede halihazırda milyonlarca insan yerinden edilmiş durumda ve insani yardıma muhtaç.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin batı cephesindeki bu saldırısı, Yemen iç savaşının bölgesel güç dengeleriyle iç içe geçmiş yapısını bir kez daha gözler önüne seriyor. Husiler, İran'ın bölgedeki en önemli vekil aktörlerinden biri olarak görülüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise Yemen hükümetini destekleyerek İran'ın güney kanadındaki nüfuzunu dengeliyor. Kızıldeniz'in güvenliği açısından kritik olan Hudeyde limanı, hem insani yardım hem de askeri lojistik açısından stratejik önem taşıyor.
Son aylarda Husiler, İsrail-Hamas çatışmasına bağlı olarak Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarını artırmıştı. Bu saldırılar, küresel deniz ticaretini olumsuz etkileyerek ABD ve İngiltere'nin bölgede askeri operasyonlar düzenlemesine yol açtı. Batı Yemen'deki bu yeni kara saldırısı, Husilerin hem iç cephede hem de bölgesel düzlemde elini güçlendirme çabası olarak yorumlanıyor. Suudi Arabistan, saldırıyı kınayarak Husileri ateşkesi ihlalle suçladı. ABD Dışişleri Bakanlığı ise Yemen'deki istikrarsızlığın bölgesel güvenliğe tehdit oluşturduğunu belirtti.
Uzmanlar, Husilerin bu taarruzunun arkasında birkaç hedefin olabileceğini değerlendiriyor: Hükümet güçlerinin batıdaki savunma hatlarını test etmek, olası bir barış görüşmesinde elini güçlendirmek ve İran'ın bölgesel stratejisine hizmet etmek. Ayrıca, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırı kapasitesini koruduğunu göstermek istediği de öne sürülüyor. Bu gelişme, Yemen'deki savaşın yeniden tırmanma riskini artırırken, insani krizin daha da derinleşmesinden endişe ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki iç savaşta tarafsız bir tutum izlemekle birlikte, bölgesel istikrarın korunmasına önem veriyor. Husilerin batı cephesindeki saldırısı, Kızıldeniz'in güvenliğini doğrudan etkiliyor; bu durum Türkiye'nin deniz ticaret yolları ve bölgedeki ekonomik çıkarları için risk oluşturuyor. Ayrıca, İran'ın Husiler üzerinden artan nüfuzu, Türkiye'nin İran'la olan karmaşık ilişkilerini ve bölgesel denge politikasını zorlaştırabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile son dönemde normalleşme adımları atarken, Yemen'deki çatışmaların yeniden alevlenmesi bu süreci olumsuz etkileyebilir. Sonuç olarak, Ankara'nın insani yardım ve diplomatik çözüm çağrılarını sürdürmesi ve Kızıldeniz'deki gerilimin düşürülmesi için aktif diplomasi yürütmesi bekleniyor.