İsrail, Lübnan'ın güneyine yönelik hava saldırılarını sürdürürken, henüz birkaç günlük ateşkes anlaşması ciddi bir sınavdan geçiyor. Hizbullah, anlaşmayı 'teslimiyet' olarak nitelendirirken, İsrail güçlerinin Lübnan topraklarından çekilmemesi ve saldırılarına devam etmesi tansiyonu yükseltiyor. Taraflar arasındaki bu son çatışma, bölgede kalıcı barış umutlarını yeniden gölgeledi.
Anlaşmanın Ardındaki Gerilim
Geçtiğimiz hafta varılan ateşkes, İsrail ile Lübnan arasında yıllardır süren gerilimi sona erdirme amacı taşıyordu. Ancak İsrail'in, ateşkesin ardından güney Lübnan'daki mevzilerini terk etmemesi ve bölgeyi hedef alan hava saldırılarına devam etmesi, anlaşmanın zayıf temeller üzerine kurulduğunu gösteriyor. Hizbullah Sözcüsü Muhammed Afif, yaptığı açıklamada, 'Bu anlaşma bir teslimiyet belgesidir. Düşman işgal ettiği topraklardan çekilmedikçe direnişimiz sürecektir' ifadelerini kullandı. İsrail ise saldırılarının, Hizbullah'ın yeniden silahlanmasını engellemeye yönelik 'önleyici tedbirler' olduğunu savunuyor.
BM Lübnan Özel Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert, tarafları anlaşmaya uymaya çağırarak, 'Ateşkes bölgedeki siviller için bir nefes alma fırsatıydı. Şimdi bu fırsatın heba edilmemesi için herkes üzerine düşeni yapmalı' dedi. Ancak sahada durum farklı; İsrail savaş uçakları, güney Lübnan'daki sivil yerleşimlerin yakınlarını vurmaya devam ediyor. Lübnan resmi ajansı NNA'ya göre, son 24 saatte en az 5 sivil hayatını kaybetti, 20'den fazla kişi yaralandı.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Bu gelişmeler, sadece Lübnan'ı değil, tüm Ortadoğu'yu etkileme potansiyeline sahip. İran destekli Hizbullah'ın yeniden güç kazanması, bölgedeki dengeleri değiştirebilir. Öte yandan ABD ve Avrupa Birliği, ateşkesin korunması için diplomatik baskı yapmaya çalışıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, 'İsrail'in kendini savunma hakkını anlıyoruz, ancak ateşkes anlaşmasının ihlali herkes için olumsuz sonuçlar doğurur' uyarısında bulundu.
Uzmanlara göre, İsrail'in bu hamlesi, Lübnan'da yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. Tel Aviv Üniversitesi'nden Prof. Dr. Eyal Zisser, 'İsrail, Hizbullah'ın kuzey sınırında yeniden güçlenmesini engellemek istiyor, ancak bu yöntem işe yaramazsa tansiyon daha da yükselebilir' değerlendirmesini yaptı. Bölgede yaşananlar, 2006'daki Lübnan Savaşı'nı anımsatıyor ve şimdi de benzer bir kısır döngünün yaşanmasından endişe ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. İki ülke arasında derin tarihi ve kültürel bağlar bulunurken, Lübnan'daki istikrarsızlık doğrudan Doğu Akdeniz'deki güvenlik dengelerini etkileyebilir. Türkiye, daha önce Lübnan'daki barış sürecine BM nezdinde destek vermiş ve insani yardımlarda bulunmuştu. Ancak İsrail'in saldırıları, bölgede yeni bir mülteci dalgasına yol açabilir ve bu durum Türkiye'nin de dahil olduğu bölgesel güvenlik mimarisini tehdit edebilir. Ankara'nın, hem İsrail hem de Lübnan ile ilişkilerini dengeleyerek, diplomatik girişimlerini artırması bekleniyor. Aksi halde, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımından Suriye krizine kadar birçok dosyada olumsuz yansımalar görülebilir.