Wall Street'in önde gelen ekonomistleri, ABD Ulusal borcunun Başkan Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin ilk 19 ayında 40 trilyon doları aşarak tarihi bir rekora ulaşmasının ardından kamuoyuna sert bir uyarıda bulundu. Uzmanlar, bu borç yükünün sürdürülemez olduğunu ve önümüzdeki yıllarda Amerikan halkını beklenmedik ve son derece acı verici vergi artışlarının beklediğini dile getiriyor. Amerikan ekonomisinin temel taşlarından biri olan borç dinamikleri, küresel piyasalarda da endişe yaratırken, ekonomistler hükümetin mali disiplinden uzaklaşmasının uzun vadeli sonuçlarına dikkat çekiyor.
Rekor Borç: Trump Döneminin Mali Mirası
ABD Hazinesi'nin verilerine göre, ulusal borç Ocak 2025'te Trump'ın göreve başlamasından bu yana yaklaşık 3 trilyon dolar artarak ilk kez 40 trilyon doların üzerine çıktı. Bu artış, vergi indirimleri, artan askeri harcamalar ve pandemi sonrası ekonomik teşvik paketlerinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Trump yönetimi, büyümeyi teşvik etmek amacıyla uyguladığı düşük vergi politikalarının sürdürülebilir olduğunu savunsa da, ekonomistler borçtaki bu hızlı yükselişin “mali bir uçurumun” habercisi olduğunu belirtiyor.
Wall Street devleri arasında yer alan JPMorgan, Goldman Sachs ve Morgan Stanley'in baş ekonomistleri, son haftalarda yatırımcılara gönderdikleri notlarda, artan faiz ödemelerinin federal bütçe üzerinde yarattığı baskıya işaret ediyor. Sadece faiz giderlerinin yıllık 1 trilyon doları aştığı tahmin edilirken, bu durum kamu harcamalarının diğer kalemlerini (savunma, eğitim, sağlık gibi) kısma zorunluluğunu doğuruyor. Özellikle borcun GSYH'ya oranının %140'a yaklaşması, ekonomistlerin “borç sarmalı” olarak nitelediği bir duruma işaret ediyor: borç arttıkça faiz yükü artıyor, bu da bütçe açığını büyütüyor ve daha fazla borçlanmayı gerektiriyor.
Vergi Artışları Kaçınılmaz mı?
Ekonomistlere göre, bu borç yükünü azaltmanın tek yolu ya harcamalarda radikal kesintiler ya da vergi gelirlerinde ciddi artışlar. Ancak sosyal güvenlik, Medicare ve savunma gibi harcama kalemlerinin siyasi olarak dokunulmaz olduğu göz önüne alındığında, seçeneklerin sınırlı olduğu belirtiliyor. Brookings Enstitüsü'nden kıdemli ekonomist David Wessel, “Bu noktada kaçınılmaz olan, vergilerde hem bireysel hem de kurumsal düzeyde önemli artışlara gitmek zorunda kalınmasıdır. Bu, önümüzdeki on yıl içinde siyasi bir ateş topuna dönüşecek,” dedi.
Uzmanlar, Trump'ın 2017'de yaptığı ve 2025'te uzattığı vergi indirimlerinin, gelir dağılımındaki eşitsizliği derinleştirdiğini ve federal gelirleri önemli ölçüde azalttığını ifade ediyor. Özellikle kurumlar vergisinin %21'den %28'e çıkarılması ve üst gelir dilimlerindeki vergi oranlarının artırılması senaryoları tartışılıyor. Ancak bu tür artışların ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği ve seçmenlerin tepkisini çekebileceği için politik olarak riskli olduğu vurgulanıyor. Piyasalar, bu belirsizlik ortamında ABD Hazine tahvillerine olan güvenin azalmasından endişe ediyor; özellikle Çin ve Japonya gibi büyük alıcıların portföylerinde ABD borçlanma araçlarının oranını düşürdüğüne dair raporlar, küresel bir mali krizin sinyallerini veriyor.
Küresel Ekonomiye Yansımalar
ABD'nin borç krizi, dünyanın en büyük ekonomisi olması ve doların rezerv para birimi konumu nedeniyle yalnızca iç mesele olmaktan çıkmış durumda. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) yetkilileri, ABD'deki mali dengesizliklerin gelişmekte olan ülkeler üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini ifade ediyor. Borç krizi nedeniyle ABD'de faiz oranlarının yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarına neden olabilir ve bu ülkelerin para birimlerini değer kaybettirebilir. Ayrıca, ABD ekonomisinde yaşanacak bir yavaşlamanın, küresel ticaret hacmini daraltarak başta Çin ve Almanya olmak üzere ihracata dayalı ekonomileri olumsuz etkileyeceği öngörülüyor.
Özellikle doların rezerv para birimi olması nedeniyle, ABD'nin borç sürdürülebilirliğine duyulan güvenin sarsılması, küresel finans sisteminde köklü değişikliklere yol açabilir. Bitcoin gibi kripto paraların ve altının fiyatlarındaki son dönemdeki artışlar, yatırımcıların geleneksel para birimlerine alternatif arayışında olduğunu gösteriyor. Bazı ekonomistler, bu durumun gelecekte “dolar sonrası” bir küresel sisteme kapı aralayabileceğini, ancak bunun yıllar alacağını ve şu an için gerçekleşmesinin düşük ihtimal olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin büyük bir ticaret ortağı ve NATO müttefiki olarak bu gelişmelerden çeşitli kanallardan etkilenebilir. Öncelikle, ABD'de yaşanacak bir borç krizi, küresel finansal koşulları sıkılaştırarak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin dış finansmana erişimini zorlaştırabilir ve sermaye çıkışlarına neden olabilir. Bu durum, Türk lirasının değerinde dalgalanmalara ve cari açığın finansmanında güçlüklere yol açabilir. Öte yandan, ABD'nin vergi artışına gitmesi durumunda iç talebin yavaşlaması, Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkileyebilir. Jeopolitik açıdan ise, ABD'nin mali kaynaklarının kısıtlanması, bölgedeki askeri varlığının gözden geçirilmesine yol açabilir ve bu durum Orta Doğu'da Türkiye'nin hareket alanını genişletebilir. Ancak bu konuda şu an için somut bir gelişme bulunmamaktadır. Türkiye'nin bu belirsizlik ortamında kendi mali disiplinini koruması ve dış şoklara karşı dayanıklılığını artırması önem taşımaktadır.