ABD'de eyalet ve şehir yönetimleri, Başkan Donald Trump'ın 'seçim bütünlüğü' gerekçesiyle polis ve terörle mücadele fonlarını kesme tehdidine karşı ayaklandı. Beyaz Saray'ın, eyaletlerin seçim kurallarını sıkılaştırmaması halinde milyonlarca dolarlık federal desteği askıya alma planı, ülke genelinde hukuki itirazlarla karşılaşıyor. Nashville şehrinin İç Güvenlik Bakanlığı'na açtığı dava, bu mücadelenin en somut örneği olarak öne çıkıyor.
Fon kesintisi tehdidi genişliyor
Trump yönetimi, 2020 seçimlerinin ardından sürdürdüğü 'seçim sahtekarlığı' iddialarını, eyaletlere mali baskı kurmak için kullanmaya devam ediyor. Beyaz Saray, eyaletlerin oy verme süreçlerinde kısıtlamalara gitmemesi halinde, polis departmanları ve terörle mücadele birimleri için ayrılan fonları askıya alacağını duyurdu. Bu kapsamda, İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS) eyaletlere tahsis ettiği antiterör fonlarında ciddi kesintilere gidilmesi planlanıyor.
Nashville kent yönetimi, 17 Ağustos 2026'da DHS'e karşı açtığı davada, bu kesintilerin 'yetki aşımı' olduğunu ve şehrin güvenlik altyapısını çökme noktasına getireceğini savundu. Davanın, diğer eyalet ve şehirler tarafından da emsal olarak gösterilmesi bekleniyor. California, New York ve Illinois gibi büyük eyaletler, benzer hukuki yollara başvurma hazırlığında olduklarını sinyal verdi.
Uzmanlara göre, Beyaz Saray'ın bu hamlesi, federal hükümet ile eyaletler arasındaki güç dengesini kökten değiştirebilecek nitelikte. Anayasa hukukçuları, federal fonların belirli koşullara bağlanmasının daha önce de uygulandığını ancak bu kadar geniş kapsamlı ve doğrudan seçim süreçlerine müdahale eden bir düzenlemenin ilk kez hayata geçirilmek istendiğine dikkat çekiyor.
Yerel yönetimler zor durumda
Polis ve güvenlik fonlarının büyük bölümünü federal bütçeden karşılayan küçük ve orta ölçekli şehirler, kesinti ihtimali karşısında bütçe planlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı. Birçok belediye başkanı, bu durumun suç oranlarını artıracağını ve terörle mücadele kapasitesini düşüreceğini dile getiriyor.
Öte yandan, Trump'ın destekçileri arasında bu girişim, 'seçimlerin güvenliği' için kritik bir adım olarak görülüyor. Ancak eleştirmenler, fon kesintilerinin vatandaşların temel güvenlik hizmetlerinden mahrum kalmasına neden olacağını ve bunun siyasi bir baskı aracına dönüştüğünü ifade ediyor. Amerika Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) gibi kuruluşlar, konuyu mahkemeye taşıma kararı aldıklarını açıkladı.
Yaşanan gelişme, önümüzdeki dönemde ABD Yüksek Mahkemesi'ne taşınma ihtimaliyle birlikte, federalizmin geleceğine yönelik kritik bir test olarak değerlendiriliyor. Eyaletlerin haklarını korumak için verdikleri bu mücadele, ülkedeki siyasi kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir.
Küresel yansımalar
ABD'de yaşanan bu gelişme, diğer ülkelerdeki seçim güvenliği tartışmalarına da örnek gösteriliyor. Uluslararası gözlemciler, federal hükümetin mali araçları kullanarak yerel yönetimleri etkilemesinin, demokratik denge ve denetim mekanizmalarına zarar verebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle, seçim süreçlerine müdahale niteliği taşıyan bu tür uygulamaların, diğer ülkelerde de benzer siyasi gerilimlere yol açabileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, federal yapıların güç kullanımı konusunda önemli bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye'nin de benzer bir merkeziyetçilik tartışmasına sahip olduğu düşünüldüğünde, ABD'deki bu uygulamanın sonuçları Ankara'da yakından izleniyor. Özellikle, mali kaynakların siyasi baskı aracı olarak kullanılması ihtimali, uluslararası hukuk ve demokratik normlar açısından endişe verici. Türk dış politikasının, kendi iç yapısı kadar, uluslararası alanda benzer uygulamalara karşı tutarlı bir duruş sergilemesi önem taşıyor. Bu gelişme, güçlü federal veya merkezi sistemlerin dezavantajlarını göstermesi bakımından, Türkiye'nin kendi yönetim modelini sorgulamasına da yol açabilir.