Orta Doğu'da tansiyon yeniden tırmanıyor. İran, ABD güçlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında bir düğün törenini bombaladığını ve bu saldırıda çok sayıda sivilin hayatını kaybettiğini duyurdu. Tahran yönetimi, bu saldırıya misilleme olarak Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün'deki belirli hedefleri vurduğunu açıkladı. Böylece, birkaç gündür süren karşılıklı saldırılar, bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskini beraberinde getiriyor. Gelişme, uluslararası toplumda büyük endişe yaratırken, Körfez ülkeleri ve Batılı başkentlerde acil diplomasi trafiği yaşanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran resmi ajansı IRNA'nın haberine göre, ABD savaş uçakları yerel saatle gece yarısına doğru Hürmüz Boğazı'nın girişine yakın bir bölgede, bir düğün konvoyunu hedef aldı. Saldırıda ilk belirlemelere göre en az 30 kişi öldü, 50'den fazla kişi yaralandı. İran Dışişleri Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada, saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, derhal karşılık verileceğini ilan etmişti.
Beklenen misilleme gecikmedi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DKM) tarafından yapılan açıklamada, Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün'deki askeri üslere ve kilit tesislere balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile saldırı düzenlendiği doğrulandı. Saldırıların, ABD'nin bölgedeki en önemli askeri üslerini hedef aldığı belirtiliyor. Özellikle Bahreyn'deki ABD Beşinci Filosu'nun ana karargahı, Kuveyt'teki el-Udeyd Hava Üssü ve Ürdün'ün kuzeyindeki askeri tesislerin vurulduğu ifade ediliyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu son saldırı dalgası, birkaç haftadır devam eden ve ilk olarak İran'ın nükleer tesislerine yönelik gizli sabotaj eylemleriyle başlayan gerilimin en tehlikeli aşaması olarak değerlendiriliyor. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmış değil; ancak Beyaz Saray'dan yapılan gayri resmi açıklamada, İran'ın iddialarının araştırıldığı ve ABD'nin kendini savunma hakkını saklı tuttuğu belirtildi.
Uzmanlar, İran'ın doğrudan ABD toprakları yerine bölgedeki müttefik ülkeleri hedef alarak bir yandan caydırıcılığı artırmayı, diğer yandan da tam ölçekli bir savaştan kaçınmayı amaçladığını belirtiyor. Ancak bu durumun, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi diğer Körfez ülkelerini de çatışmanın içine çekme riski bulunuyor. Petrol piyasalarında da hareketlilik yaşanıyor; Brent petrolün varil fiyatı yüzde 5'in üzerinde artışla 95 dolara yaklaştı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), gelişmeyi görüşmek üzere olağanüstü toplantıya çağrıldı. Batılı ülkeler, İran'ı orantısız güç kullanmakla suçlarken; Çin ve Rusya, ABD'nin bölgedeki provokasyonlarına dikkat çekerek, tarafları itidale çağırdı. Avrupa Birliği (AB) ise Yemen'deki Husiler üzerinden başlayan krizin bölgesel bir savaşa dönüşmemesi için Siyonist rejim ile yürütülen müzakerelerin yeniden başlatılması için girişimlerde bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin doğrudan komşu olduğu bir bölgede güvenlik mimarisini derinden etkileyecek nitelikte. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithal ettiği Körfez bölgesindeki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenecektir. Öte yandan, İran'ın kuzey Irak'taki Türk askeri noktalarına yönelik olası bir saldırısı, Ankara ile Tahran arasında yeni bir gerilim kaynağı yaratabilir. Türkiye'nin, hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran ile diyaloğunu sürdürerek, bölgesel bir savaşın önlenmesi için arabulucu bir rol üstlenmesi beklenebilir. Bu çerçevede, mevcut krizde Türkiye'nin uluslararası topluma çağrısı, tarafların itidal göstermesi ve diplomasiye şans tanınması olacaktır. Ayrıca, İran'a uygulanan yaptırımların genişlemesi durumunda, Türkiye'nin doğalgaz alımında yeni alternatifler bulması gerekecektir.