Venezuela'nın kuzey kıyılarını 21-28 Haziran tarihleri arasında vuran 6.0 ve 6.2 büyüklüğündeki iki deprem, başta Falcon eyaletine bağlı Adícora ve Buchivacoa olmak üzere birçok sahil kasabasında büyük yıkıma yol açtı. Onlarca yıldır süregelen ekonomik krizin pençesindeki ülkede turizm, yerel halk için hayati bir geçim kaynağıyken, depremler otelleri, restoranları ve altyapıyı kullanılamaz hale getirdi. Yetkililer, ölü sayısının şu ana kadar 15 olduğunu, 200'den fazla kişinin yaralandığını ve binlerce binanın hasar gördüğünü açıkladı.
Depremlerin Turizm Üzerindeki Etkisi ve Ekonomik Kırılganlık
Venezuela, son on yılda hiper enflasyon, yaygın yolsuzluk ve petrol gelirlerindeki dramatik düşüşle boğuşuyor. Bir zamanlar ülkenin en önemli döviz kaynağı olan petrolün üretimi günde 400.000 varilin altına düşerken, turizm sektörü özellikle Karayip kıyılarındaki küçük kasabalar için bir umut ışığıydı. Falcon eyaleti, sörf plajları ve el değmemiş doğasıyla son yıllarda Avrupalı ve Kuzey Amerikalı turistlerin ilgisini çekiyordu. Ancak depremler, bu kırılgan ekonomik yapıyı yerle bir etti. Yerel bir otel işletmecisi olan Maria Rodriguez, "Sezonun en yoğun dönemine girecektik, rezervasyonların yüzde 80'i iptal oldu. Müşterilerimiz güvenlik endişesiyle ülkeyi terk ediyor" dedi. Hükümet, acil yardım fonu ayırdığını duyursa da, uluslararası yardım çağrıları büyük ölçüde yanıtsız kaldı.
Depremler ayrıca bölgedeki su ve elektrik şebekelerine de ağır hasar verdi. Birçok kasaba, haftalardır kesintili olarak su ve elektrik alabiliyor. Sağlık merkezlerinin çoğu hasarlı durumda ve hastalar açık havada tedavi edilmeye çalışılıyor. BM Dünya Gıda Programı, bölgeye 10 bin kişilik gıda paketi gönderdiğini açıklarken, Kızılhaç ekipleri saha çalışmalarına başladı. Ancak Venezuela'nın uluslararası toplumla gergin ilişkileri, yardımların hızlı bir şekilde ulaşmasını engelliyor. ABD ve Avrupa Birliği'nin yaptırımları, Maduro yönetiminin elini kolunu bağlarken, Rusya ve Çin'den gelen yardımlar ise yetersiz kalıyor.
Hürmüz Boğazı'nda Tanker Trafiği ve Avrupa'nın Savunma Çabaları
Öte yandan, Orta Doğu'da jeopolitik gerilimler tırmanmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı'ndan geçen tanker trafiği, İran'ın son dönemde bölgedeki faaliyetlerini artırmasıyla birlikte yeniden yoğunlaştı. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçerken, geçen hafta Suudi Aramco'ya ait iki tankerin İran devrim muhafızları tarafından durdurulması gerilimi zirveye taşıdı. ABD 5. Filosu, bölgede devriyelerini artırırken, İngiltere ve Fransa da refakat gemileri gönderdi. Petrol fiyatları, bu gelişmelerle birlikte varil başına 85 doların üzerine çıktı.
Avrupa Birliği ise bir yandan savunma harcamalarını artırarak ABD'yi ikna etmeye çalışıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yaptığı açıklamada "2024 yılı itibarıyla üye ülkelerin savunma bütçeleri ortalaması GSYİH'nin %2'sine ulaştı ve bu oranı daha da yükseltmekte kararlıyız" dedi. Bu hamle, özellikle NATO'nun Avrupa kanadının yük paylaşımı konusunda Washington'dan gelen eleştirilere bir yanıt olarak görülüyor. Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok ülke, yeni savaş uçağı, denizaltı ve füze savunma sistemleri alımı için milyarlarca euroluk sözleşmeler imzaladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Venezuela'daki depremler ve turizmin çöküşü, Türkiye için öncelikli bir gündem maddesi olmasa da, Latin Amerika'daki kırılgan ekonomilere dair önemli bir işaret. Türkiye'nin Venezuela ile ticari ilişkileri sınırlı olmakla birlikte, bölgedeki istikrarsızlık küresel enerji piyasalarını etkileyebilir. Öte yandan, Hürmüz Boğazı'ndaki tansiyon Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor: Boğazdan geçen tankerlerin bir kısmı Türkiye'ye petrol taşıyor ve olası bir kapatma, ülkenin enerji arzını riske atabilir. Avrupa'nın savunma harcamalarını artırması ise Türkiye'nin NATO içindeki konumunu dolaylı olarak etkileyebilir; yük paylaşımı tartışmalarında Ankara'nın elini güçlendirebilir.