ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın nükleer programına ilişkin olarak Washington'un öncelikli tercihinin diplomatik bir anlaşma olduğunu, ancak bu müzakere sürecinin başarısız olması halinde askeri müdahale seçeneğinin hâlâ masada bulunduğunu açıkladı. Trump, yaptığı açıklamada, 'Ya bir anlaşma yapacağız, ya da işi bitireceğiz' ifadelerini kullanarak İran'a yönelik iki yönlü stratejisini net bir şekilde ortaya koydu. Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, Trump'ın İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemek için diplomatik çabalara öncelik verdiği, ancak bu çabaların sonuçsuz kalması durumunda ABD'nin gerekli gördüğü tüm tedbirleri almaya hazır olduğu vurgulandı.
Arka plan: Müzakerelerde mevcut durum
Trump'ın bu açıklaması, İran ile ABD arasında nükleer program konusunda yıllardır süren gerginliğin yeni bir aşamasına işaret ediyor. 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP/JCPOA) 2018'de Trump yönetimince tek taraflı olarak feshedilmesinin ardından İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmış ve nükleer anlaşmanın öngördüğü sınırların çok üzerine çıkmıştı. Biden yönetimi döneminde anlaşmanın yeniden canlandırılması için yürütülen müzakerelerde ilerleme kaydedilememiş, bu da İran'ın nükleer programında 'gerilemesi zor bir noktaya' ulaştığı endişelerini artırmıştı. Son olarak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın raporları, İran'ın yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirdiğini, bunun da silah kalitesine çok yakın bir seviye olduğunu ortaya koyuyor. Trump'ın bu haftaki açıklaması, İran'ı müzakere masasına çekmek için hem diplomatik hem de askeri bir baskı oluşturma amacı taşıyor. Uzmanlara göre, Trump'ın 'işi bitirme' ifadesiyle kastettiği, mevcut rejimi devirmeye yönelik bir askeri operasyon olabileceği gibi, İran'ın nükleer tesislerine yönelik sınırlı bir saldırı da olabilir. Her iki durumda da, bu söylem Ortadoğu'da yeni bir kriz riskini beraberinde getiriyor.
Bölgesel boyut: Suudi Arabistan ve İsrail'in tutumu
Trump'ın bu açıklaması, özellikle İran'ın bölgedeki nüfuzundan rahatsız olan ülkeler tarafından yakından takip ediliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer bir güce dönüşmesinin bölgedeki güç dengesini kendi aleyhlerine bozacağı endişesiyle ABD'nin sert bir tutum takınmasını uzun süredir talep ediyor. Öte yandan İsrail, İran'ın nükleer programını varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve periyodik olarak İran tesislerine siber saldırılar düzenliyor, suikastler gerçekleştiriyor. Trump'ın son açıklamaları, İsrail'in İran'a yönelik olası bir askeri harekâtına yeşil ışık yakılması olarak yorumlanabilir. Ancak ABD'nin kendi başına büyük çaplı bir askeri harekât başlatması, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, vekil güçler aracılığıyla misilleme yapması gibi riskleri de beraberinde getiriyor. Bu durum, küresel enerji piyasalarında petrol fiyatlarının yükselmesine ve Ortadoğu'da yeni bir mülteci krizine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye için kritik önem taşıyor. İran, Türkiye'nin komşusu önemli bir ticaret ortağı ve enerji tedarikçisi; ayrıca Suriye, Irak ve Kafkasya'da ortak çıkarları bulunuyor. Olası bir ABD-İran çatışması, Türkiye'yi doğrudan etkileyecek bir kriz dalgası yaratabilir: Petrol fiyatlarının yükselmesi enerji maliyetlerini artırırken, İran üzerinden yapılan ticaretin sekteye uğraması ekonomik kayba yol açar. Güvenlik açısından ise sınır bölgelerinde terör örgütlerinin ve vekil güçlerin daha aktif hale gelmesi riski bulunuyor. Türkiye bu nedenle, diplomasinin önceliğini koruması gerektiğini savunuyor ve bölgede tansiyonun yükselmesini istemiyor. Ankara'nın hem ABD hem de İran ile diyaloğu sürdürerek arabuluculuk rolü üstlenmesi beklenebilir.