Fransa'da 2020 yılında kaybolan eşi Delphine Jubillar'ı öldürmekten Ekim 2023'te mahkûm olan boyacı ve alçı ustası Cédric Jubillar (38), cezaevinden avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamayla cinayeti itiraf etti. Avukatı Marianne Clémençon, Pazartesi günü yaptığı yazılı açıklamada, müvekkilinin eşini öldürdüğünü kabul ettiğini ve yetkililere cesedin yerini göstermeye hazır olduğunu bildirdi. Delphine Jubillar'ın cesedi, Aralık 2020'deki kayboluşundan bu yana bulunamamıştı. Jubillar çiftinin iki küçük çocuğu, annelerinin kaybolmasının ardından devlet korumasına alınmıştı. Cédric Jubillar, daha önceki duruşmalarda suçlamaları reddetmiş ve eşinin kendi isteğiyle evi terk ettiğini öne sürmüştü. Ancak mahkeme, tanık ifadeleri ve telefon sinyal kayıtları gibi dolaylı kanıtlara dayanarak Jubillar'ı 28 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.
İtirafın Ardındaki Süreç
Fransız basınına yansıyan bilgilere göre Cédric Jubillar, 2023 Ekim'inde verilen mahkûmiyet kararının ardından birkaç kez avukatıyla görüşmüş ve bu görüşmelerde psikolojik olarak zorlandığını dile getirmişti. Avukatı Clémençon, müvekkilinin ailesine ve özellikle çocuklarına duyduğu özlemin itirafta etkili olduğunu belirtti. Jubillar, yeni yıla girerken çocuklarına bir mektup yazdı ve bu mektupta onlardan özür diledi. Mektubun ardından avukatına teslim olduğunu söyleyen Jubillar, "Artık gerçekleri anlatma zamanı geldi. Çocuklarımın en azından annelerinin nerede olduğunu bilmeye hakkı var" dediği iddia ediliyor. Adli kaynaklar, Jubillar'ın ifadesinin alınması için Toulouse Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırlıklara başladığını duyurdu. Yargıçlar, Jubillar'ın itirafının samimiyetini test etmek için ayrıntılı bir sorgulama planı hazırlıyor. Jubillar'ın daha önce soruşturmacılara yalan söylediği, telefonunu kapattığı ve eşiyle yaşadığı tartışmaları gizlediği biliniyor. Bu nedenle savcılık, Jubillar'ın verdiği bilgilerin doğruluğunu araştıracak ve cesedin bulunması halinde otopsiyle Delphine'in ölüm nedenini kesinleştirecek.
Delphine Jubillar, 16 Aralık 2020 gecesi, Toulouse yakınlarındaki Cagnac-les-Mines kasabasındaki evlerinden kaybolmuştu. O gece çiftin tartıştığı ve Cédric Jubillar'ın eşini darp ettiği yönünde komşuların ifadeleri bulunuyor. Sabah saatlerinde Delphine'in işe gitmemesi üzerine ailesi durumu fark etmiş ve polise kayıp başvurusu yapmıştı. Yapılan aramalarda evde kan izlerine rastlanmış, ancak ceset bulunamamıştı. Jubillar, başlangıçta eşinin depresyonda olduğunu ve intihar etmiş olabileceğini söylemişti. Ancak dijital deliller, Jubillar'ın o gece saatlerce araç kullandığını ve telefon temel istasyon verilerine göre ıssız bir bölgeye gittiğini ortaya çıkardı. Mahkeme, bu delilleri Jubillar'ın cesedi saklamak için bölgeye gittiğinin kanıtı olarak yorumlamıştı.
Fransa'da Kadın Cinayetleri ve Hukuki Boyutu
Delphine Jubillar davası, Fransa'da kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri konusunda kamuoyunun dikkatini çeken önemli vakalardan biri olmuştu. Fransa İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2022'de 118 kadın eşi veya eski eşi tarafından öldürüldü. 2023 yılında bu sayı 94'e düşse de, kadın cinayetleri Avrupa genelinde ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Fransa'da 2019'da kabul edilen bir yasa, aile içi şiddet mağdurlarına elektronik kelepçe takılması ve koruma tedbirlerinin artırılması gibi önlemleri içeriyor. Ancak Jubillar davası, ceza adalet sisteminin yetersiz kaldığı durumlarda mağdurların korunamadığını gösteriyor. Delphine Jubillar, kaybolmadan önce birkaç kez polise başvurmuş ve eşinin kendisini tehdit ettiğini bildirmişti. Buna rağmen polis, Jubillar'ı ifadeye çağırmak dışında bir işlem yapmamıştı. Bu ihmal, Fransız medyasında ve kadın örgütleri tarafından eleştirilmişti. Jubillar'ın geç de olsa itiraf etmesi, cesedin bulunmasını sağlayarak aileye bir nebze olsun acılarını hafifletecek olsa da, adaletin gecikmesi tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar, kadın cinayetlerinin önlenmesi için polis eğitiminin iyileştirilmesi ve mağdur destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, Türkiye'de kadın cinayetleri ve kayıp vakalarıyla mücadelede adli süreçlerin önemini hatırlatmaktadır. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı sonrası kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası eleştirilere maruz kalmıştır. Fransa'daki bu dava, delil yetersizliği ve adli süreçlerin yavaş işlemesi durumunda dahi uzun vadede adaletin sağlanabileceğini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Türkiye'nin kadın cinayetleriyle mücadelede etkin soruşturma ve caydırıcı cezalar uygulaması, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının güçlendirilmesiyle mümkün olacaktır. Jubillar davasının itirafla sonuçlanması, failin psikolojik baskıya dayanamaması ve toplumsal vicdanın rahatlaması açısından örnek teşkil edebilir. Ancak esas sorun, cinayet gerçekleşmeden önce mağdurların korunamamasıdır. Türkiye, aile içi şiddet ihbarlarında daha proaktif bir yaklaşım benimsemeli ve mağdurlara yönelik sığınma evleri, hukuki danışmanlık gibi destek hizmetlerini yaygınlaştırmalıdır. Bu dava, uluslararası basında geniş yer bulmasıyla birlikte, kadına yönelik şiddetin küresel boyutunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.