Yurtdışında taşıyıcı annelik (vekalet annelik) uygulamalarının küresel çapta artması, özellikle farklı vatandaşlık yasalarına sahip ülkelerde doğan bebeklerin vatansız kalma riskini ciddi şekilde artırıyor. Guardian'ın haberine göre, çoğunlukla Batılı ülkelerden gelen aileler, kendi ülkelerindeki yüksek maliyetler ve yasal kısıtlamalar nedeniyle Meksika, Ukrayna, Gürcistan gibi daha esnek yasal düzenlemelere sahip ülkelere yöneliyor. Ancak bu durum, doğan çocuğun ebeveynlerinin ülkesinde vatandaşlık kazanamaması ve taşıyıcı annenin ülkesinde de vatandaşlık hakkı olmaması nedeniyle hukuki bir boşluk yaratıyor. Uzmanlar, bu sorunun ancak küresel çapta bağlayıcı bir anlaşmayla çözülebileceğini vurguluyor.
Artan talep ve yasal boşluklar
Son yıllarda taşıyıcı annelik sektörü, özellikle kısırlık sorunu yaşayan çiftler, eşcinsel çiftler ve bekâr ebeveynler arasında giderek daha popüler hale geldi. The Guardian'ın araştırmasına göre, yalnızca Meksika'da her yıl yüzlerce uluslararası taşıyıcı annelik sözleşmesi yapılıyor. Ancak Meksika'nın bazı eyaletlerinde taşıyıcı annelik düzenlenmemiş durumda ve federal düzeyde net bir yasa bulunmuyor. Bu belirsizlik, doğan bebeğin vatandaşlığının tanınmaması gibi ciddi sorunlara yol açıyor. Benzer şekilde Ukrayna'da da taşıyıcı annelik yasal olsa da, savaş koşulları ve ülkeden ayrılan yabancıların çocuklarını tahliye etme süreçleri yeni hukuki engeller doğuruyor. Uzmanlar, her ülkenin farklı vatandaşlık ilkeleri (jus soli - doğum yeri esası veya jus sanguinis - kan esası) uygulamasının, taşıyıcı annelik yoluyla doğan çocuklar için 'hukuki kara delik' oluşturduğunu belirtiyor.
Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı (HCCH), 2019'da taşıyıcı annelik ve vatandaşlık sorunlarına ilişkin bir rapor yayınlamış ve uluslararası iş birliğinin artırılması çağrısında bulunmuştu. Ancak henüz bağlayıcı bir sözleşme imzalanmadı. İnsan hakları örgütleri, özellikle çocukların vatansız kalmasının, eğitim, sağlık ve seyahat özgürlüğü gibi temel haklarından mahrum kalmalarına yol açtığını vurguluyor. Örneğin, vatansız bir bebek pasaport alamadığı için ebeveynleriyle birlikte seyahat edemiyor veya ülkesine dönüşte sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalabiliyor.
Küresel düzenleme çağrıları
Yaşanan sorunlar, taşıyıcı annelik konusunda kapsamlı bir uluslararası anlaşma yapılması yönündeki talepleri artırıyor. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, taraf devletlere taşıyıcı annelik yoluyla doğan çocukların vatandaşlık haklarını güvence altına almaları çağrısında bulundu. Öte yandan, taşıyıcı annelik sektörünün milyar dolarlık bir endüstri haline gelmesi, etik tartışmaları da beraberinde getiriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki taşıyıcı annelerin düşük ücretlerle çalıştırılması ve sağlık güvencelerinin yetersiz olması eleştiriliyor. The Guardian'ın habere göre, Meksika'nın Tabasco eyaletinde taşıyıcı annelik yapan kadınların bir kısmı, sözleşme şartlarının ihlal edildiğini ve yeterli tıbbi bakım alamadıklarını iddia ediyor. Bu durum, taşıyıcı anneliğin yalnızca vatandaşlık değil, aynı zamanda kadın sağlığı ve emeğinin sömürülmesi açısından da düzenlenmesi gerektiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de taşıyıcı annelik yasal olarak düzenlenmemiştir ve uygulamada genellikle yasak kabul edilir. Ancak küresel taşıyıcı annelik sektörünün büyümesi, Türk vatandaşlarını da etkileyebilir. Yurt dışında taşıyıcı anne kullanan Türk aileler, çocuklarının Türk vatandaşlığını kazanması konusunda hukuki engellerle karşılaşabilir. Türk vatandaşlık kanunu kan esasına dayandığı için, yurt dışında doğan bir çocuğun Türk vatandaşlığı alması ancak ebeveynlerden en az birinin Türk olması ve durumun nüfus müdürlüğüne bildirilmesiyle mümkündür. Ancak taşıyıcı annelik durumunda biyolojik annenin kim olduğu konusundaki belirsizlik, vatandaşlık sürecini karmaşıklaştırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı'na üye olması, ileride yapılacak çok taraflı bir anlaşmaya taraf olma potansiyelini taşımaktadır. Küresel düzeyde yaşanan bu gelişmeler, Türkiye'nin de taşıyıcı annelik konusunda net bir yasal çerçeve oluşturması ve vatandaşlık hukukunu güncellemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.