ABD ve İsrail güçlerinin Filistin topraklarında tarihi ve kültürel miras alanlarını hedef alan saldırıları, uluslararası kamuoyunda beklenen tepkiyi uyandırmıyor. Özellikle Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki camiler, kiliseler ve arkeolojik alanların bombalanması, sadece bugünün sivil kayıplarına değil, binlerce yıllık insanlık tarihine de ağır bir darbe vuruyor. Bu durum, kültürel temizlik olarak nitelendirilirken, Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşların yetersiz müdahalesi dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Son haftalarda İsrail ordusunun Gazze'deki Eyyubi dönemine ait bir hamamı, 14. yüzyıldan kalma bir camiyi ve Osmanlı döneminden kalma bir kervansarayı bombaladığı doğrulandı. Batı Şeria'da ise ABD yapımı buldozerler, Filistin köylerindeki tarihi yapıları yıkarken, UNESCO listesinde yer alan bazı alanların da zarar gördüğü belirtiliyor. Ortadoğu Gözlemevi'ne göre, 2023'ten bu yana en az 50 tarihi yapı tamamen yok edildi veya ağır hasar aldı. İsrail yönetimi, operasyonların "terör altyapısını" hedef aldığını iddia etse de, kültürel miras uzmanları bu saldırıların sistematik bir kültürel yok etme politikasının parçası olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
BM İnsan Hakları Konseyi, konuya ilişkin acil oturum çağrıları yaparken, ABD'nin veto tehdidi nedeniyle Güvenlik Konseyi'nden somut adım çıkmıyor. Avrupa Birliği, sözlü kınamaların ötesine geçemezken, İslam İşbirliği Teşkilatı ise sert açıklamalarla yetiniyor. Uzmanlar, bu sessizliğin bölgede benzer eylemleri teşvik ettiğini ve uluslararası hukukun çöküşüne işaret ettiğini söylüyor. Kültürel mirasın yok edilmesi, Ortadoğu'da etnik ve dini kimliklerin silinmesine yönelik bir strateji olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihi sorumluluğu ve bölgesel gücü gereği bu konuda daha aktif rol oynamalıdır. Osmanlı döneminden kalan eserlerin hedef alınması, sadece Filistinlilerin değil, ortak İslam ve Akdeniz mirasının da hedefte olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin bu eserlerin korunması için uluslararası insiyatif başlatması, hem bölgesel liderlik iddiasını güçlendirir hem de kültürel diplomasi hamlesi olarak değerlendirilebilir. Aksi halde, benzer saldırıların Anadolu'daki tarihi yapılara da sıçraması riski bulunmaktadır.