Ürdün ordusu, İran’dan İsrail’e doğru ilerleyen insansız hava araçlarını (İHA) etkisiz hale getirdiğini duyurdu. Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamada, hava sahasını ihlal eden çok sayıda İran yapımı dronun önleme operasyonlarıyla düşürüldüğü belirtildi. Gelişme, İran’ın İsrail’e yönelik 13 Nisan 2024’te başlattığı büyük çaplı hava saldırısının ardından geldi. Tahran yönetimi, Şam’daki İran konsolosluğuna yapılan ve Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanlarını hedef alan saldırıya misilleme yaptığını açıklamıştı. Ürdün’ün hamlesi, bölgedeki gerginliğin yayılmasını önleme çabası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Ürdün, uzun yıllardır İsrail ile barış anlaşması bulunan nadir Arap ülkelerinden biri. Amman yönetimi, İran’ın füze ve drone saldırılarına karşı kendi güvenliğini ön planda tutuyor. Ürdün Kralı II. Abdullah, daha önce de İran destekli milislerin faaliyetlerini yakından takip ettiklerini belirtmişti. Bu bağlamda, İran yapımı araçların düşürülmesi, Ürdün’ün tarafsız kalmakla birlikte hava sahasını koruma iradesini gösteriyor. Uzmanlar, Ürdün’ün bu tutumunun ABD ve Batılı müttefikleriyle olan güvenlik işbirliğini yansıttığını vurguluyor.
İran’ın saldırısı, bölgedeki dengeleri derinden etkiledi. İsrail, sivil kayıpların önlenmesi amacıyla hava savunma sistemlerini ve müttefiklerinin desteğini devreye soktu. ABD ve İngiltere’nin de kısmen müdahil olduğu bu savunma ağı, İran’ın 300’den fazla füze ve İHA’sının büyük kısmını havada imha etti. Ürdün’ün bu süreçteki rolü, özellikle Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Filistinliler arasında tartışma yarattı; bazı gruplar Ürdün’ün İsrail’i koruduğunu öne sürdü.
Bölgesel ve küresel boyut
Ürdün’ün İran dronlarını düşürmesi, Arap dünyasının İran-İsrail çatışması karşısındaki kırılgan konumunu ortaya koyuyor. Bir yanda İran’ın bölgesel nüfuzu ve “Direniş Ekseni” olarak adlandırılan ağ, diğer yanda İsrail ve Batı ittifakı arasında sıkışan Amman, kendi ulusal güvenlik çıkarlarını savunuyor. Bu hamle, Körfez ülkeleri ve Mısır gibi diğer Arap aktörlerin de benzer bir pozisyon almasına yol açabilir. Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın Ürdün üzerinden kendilerine yönelik tehditleri artırmasından endişeleniyor.
Küresel ölçekte, olay ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Washington, bölgedeki müttefiklerinin yanı sıra İsrail’in savunmasına katkı sağlarken, Ürdün’ün bu süreçte oynadığı rol, Kral II. Abdullah’ın Batı ile olan stratejik ittifakını güçlendiriyor. Öte yandan, İran destekli grupların Ürdün’e yönelik olası misillemeleri, ülkenin güvenlik endişelerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran-İsrail çatışmasında tansiyonun düşürülmesi çağrısı yaparken, Ürdün’ün İran dronlarını durdurması Ankara’nın bölgesel politika yapımını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile enerji ve ticaret bağlarını sürdürürken, İsrail’le de Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de stratejik işbirliği yürütüyor. Bu çerçevede, Ürdün’ün ABD ve Batı ile olan ittifakı, Türkiye’nin bölgedeki nüfuz mücadelesinde yeni bir denge unsuru oluşturabilir. Ayrıca, Ürdün’de yaşananlar, Suriye sınırında İran destekli grupların varlığına karşı Türkiye’nin hassasiyetini artırabilir. Ankara, bu tür askeri angajmanların bölgesel istikrarsızlığı körüklememesi için diplomatik kanalları zorlamayı sürdürecektir.