İsrail ordusu, Perşembe günü Lübnan'ın güneyinde stratejik Ali al-Taher sırtında İran destekli Hizbullah tarafından inşa edilen kilit tünelleri yıktığını açıkladı. Patlamalar, bölgede 4.1 büyüklüğünde bir sarsıntıya yol açtı. Lübnan resmi ajansı NNA, sarsıntının Sur ve Nebatiye çevresinde hissedildiğini bildirdi. İsrail ordusu, tünellerin Hizbullah'ın güney Lübnan'daki altyapısının önemli bir parçası olduğunu ve yok edildiğini duyurdu.
Operasyonun Arka Planı ve Tünel Ağı
İsrail ve Hizbullah arasındaki gerilim, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının ardından bölgesel bir çatışmaya dönüştü. Hizbullah, İsrail'in kuzeyine yönelik roket saldırılarını artırırken, İsrail de Lübnan'ın güneyinde hava ve kara operasyonları düzenledi. Ali al-Taher sırtı, Lübnan'ın güneyinde stratejik bir yükseklik olup, Hizbullah'ın İsrail'e yönelik gözlem ve saldırı noktalarından biri olarak biliniyor. İsrail, bu bölgedeki tünellerin Hizbullah'ın silah depoları, komuta merkezleri ve sığınakları olarak kullanıldığını iddia ediyor. Tünellerin yıkılması, İsrail'in Hizbullah'ın altyapısını hedef alma stratejisinin bir parçası.
İsrail ordusu, tünelleri yok etmek için kontrollü patlamalar gerçekleştirdi. Patlamalar o kadar güçlüydü ki, bölgede 4.1 büyüklüğünde bir sismik sarsıntı kaydedildi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı, sarsıntının özellikle Sur ve Nebatiye kentlerinde hissedildiğini ve paniğe yol açtığını aktardı. İsrail ordusu sözcüsü, operasyonun "Hizbullah'ın terör altyapısını" hedef aldığını ve sivil kayıpları önlemek için gerekli önlemlerin alındığını savundu. Ancak Lübnan makamları, patlamaların sivil altyapıya zarar verdiğini ve bölgede büyük çapta yıkıma neden olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in tünel yıkma operasyonu, İran'ın bölgesel nüfuzu ve Hizbullah ile olan ittifakı açısından kritik bir gelişme. Hizbullah, İran'ın Lübnan'daki en önemli vekil gücü olarak kabul ediliyor ve tüneller, İran'dan gelen silah sevkiyatının gizli yolları olarak görülüyor. İsrail, tünelleri yok ederek İran'ın bölgedeki lojistik ağını zayıflatmayı amaçlıyor. ABD ve Avrupa ülkeleri, İsrail'in kendini savunma hakkını desteklerken, Lübnan'daki sivil kayıplar nedeniyle endişelerini dile getiriyor. Birleşmiş Milletler, taraflara itidal çağrısı yaparak çatışmanın yayılmasını önlemeye çalışıyor. Bölgede tansiyonun daha da artması, geniş çaplı bir savaş riskini beraberinde getiriyor. Hizbullah, İsrail'in saldırılarına misilleme sözü verdi ve tünellerin yıkılmasının ardından İsrail'in kuzeyine yönelik roket saldırılarını yoğunlaştırabileceği belirtiliyor.
Uluslararası toplum, Lübnan'ın güneyinde artan çatışmaların bölgesel istikrarı tehdit ettiği konusunda uyarıyor. Fransa ve ABD, Lübnan'da ateşkes ve diplomatik çözüm için çaba harcıyor. Ancak İsrail'in operasyonları, bu çabaları zora sokuyor. Hizbullah'ın tünelleri, İsrail için uzun süredir güvenlik tehdidi olarak görülüyor ve İsrail, bu tünelleri yok etmeyi ulusal güvenliğinin bir gereği olarak sunuyor. Öte yandan, Lübnan hükümeti, İsrail'in egemenliğini ihlal ettiğini ve uluslararası hukuku çiğnediğini savunuyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, Lübnan'ın güneyinde İsrail ve Hizbullah arasında silahlı çatışmayı yasaklıyor, ancak bu karar sık sık ihlal ediliyor.
İsrail'in tünel yıkma operasyonu, İran ile İsrail arasındaki vekalet savaşının bir yansıması. İran, Hizbullah üzerinden İsrail'e karşı stratejik bir tehdit oluştururken, İsrail de İran'ın bölgedeki etkisini kırmaya çalışıyor. Bu mücadele, Suriye, Irak ve Yemen gibi ülkelerde de farklı aktörler üzerinden devam ediyor. Tünellerin yıkılması, İran'ın bölgedeki askeri altyapısına önemli bir darbe olarak değerlendiriliyor. Ancak Hizbullah'ın tünelleri yeniden inşa etme kapasitesi ve İran'ın desteğiyle daha sofistike yöntemler geliştirebileceği öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah tünellerini yıkması, Türkiye'nin Orta Doğu'daki güvenlik dengeleri açısından yakından takip ettiği bir gelişme. Türkiye, Lübnan'daki istikrarsızlığın bölgesel yansımalarından endişe duyuyor; zira Suriye krizi nedeniyle zaten hassas olan sınır güvenliği ve mülteci meselesi daha da karmaşıklaşabilir. Ayrıca İran-İsrail geriliminin tırmanması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları üzerinde risk oluşturuyor. Türkiye, diplomatik kanalların açık tutulması ve ateşkesin sağlanması için çağrı yaparken, bölgede kalıcı bir çözüm için Filistin meselesinin ele alınması gerektiğini vurguluyor. Bu tür operasyonlar, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü daha da önemli hale getiriyor.