Singapur'un önde gelen diplomatı ve Magsaysay ödülü sahibi Tommy Koh, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (UNCLOS) hâlâ okyanusların anayasası işlevi gördüğünü belirtti. Koh, 172 ülkenin taraf olduğu sözleşmenin neredeyse evrensel bir katılıma sahip olduğunu ve ABD'nin taraf olmamasına rağmen UNCLOS'u deniz hukukunun otoriter kaynağı olarak kabul ettiğini söyledi. Bu açıklama, Güney Çin Denizi'ndeki gerilimlerin ve küresel deniz ticaretinin kritik bir döneminde geldi.
UNCLOS'un Ortaya Çıkışı ve Temel İlkeleri
UNCLOS, 1982 yılında Montego Bay'de imzaya açılan ve 1994'te yürürlüğe giren kapsamlı bir uluslararası anlaşmadır. Deniz yetki alanlarını (karasuları, bitişik bölge, münhasır ekonomik bölge, kıta sahanlığı), deniz kaynaklarının paylaşımını, çevre korumasını ve deniz bilimsel araştırmalarını düzenler. Sözleşme, 320 madde ve 9 ekten oluşur; bugüne kadar 172 ülke ve Avrupa Birliği tarafıdır. Türkiye, Venezuela, ABD gibi bazı ülkeler taraf değildir. Tommy Koh, UNCLOS müzakerelerinde Singapur delegasyonuna başkanlık etmiş ve sözleşmenin mimarlarından biri olarak kabul edilir.
Koh'a göre UNCLOS, uluslararası deniz hukukunun temel taşıdır ve taraf olmayan ülkeler bile buna uymaktadır. "ABD taraf olmasa da UNCLOS'u otoriter hukuk olarak görüyor" diyen Koh, bu durumun sözleşmenin meşruiyetini gösterdiğini vurguladı. Gerçekten de ABD, UNCLOS'un seyir özgürlüğü, deniz güvenliği ve kaynak yönetimi hükümlerine uyduğunu açıklamış, ancak Senato onay sürecinde bazı egemenlik endişeleri nedeniyle taraf olmamıştır.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
UNCLOS, özellikle Asya-Pasifik'te büyük önem taşır. Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddiaları, UNCLOS'un münhasır ekonomik bölge (MEB) ve kıta sahanlığı tanımlarına göre değerlendirilir. 2016'da Lahey'deki Daimi Hakemlik Mahkemesi, Filipinler'in başvurusu üzerine Çin'in dokuz çizgi iddiasını UNCLOS'a aykırı bulmuştu. Çin kararı tanımamış olsa da, bölgesel dengelerde UNCLOS referans alınmaya devam ediyor. Tommy Koh, bu tür anlaşmazlıkların çözümünde UNCLOS'un sağladığı mekanizmaların altını çiziyor.
Öte yandan UNCLOS, iklim değişikliği ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi yeni tehditlerle de yüzleşiyor. Küçük ada devletleri, deniz seviyesi yükselmesi nedeniyle MEB'lerinin ve karasularının belirsizleşmesinden endişe ediyor. Koh, UNCLOS'un esnek yapısının bu sorunlara çözüm üretebileceğini savunuyor. Ayrıca derin deniz madenciliği, biyoçeşitlilik ve deniz genetiği kaynakları gibi konular sözleşmenin güncellenmesi gereken alanları olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, UNCLOS'a taraf olmamakla birlikte Ege ve Akdeniz'deki deniz yetki alanı anlaşmazlıklarında sözleşmenin bazı hükümlerini dolaylı olarak dikkate alıyor. Özellikle Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon arama faaliyetleri ve kıta sahanlığı tartışmaları, UNCLOS'un ilgili maddeleri çerçevesinde şekilleniyor. Türkiye, adaların MEB üretemeyeceği tezini savunurken, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi UNCLOS'a atıfta bulunuyor. Koh'un açıklamaları, UNCLOS'un evrensel kabulünün Türkiye'nin pozisyonunu zorlaştırabileceğine işaret ediyor. Ancak Türkiye, taraf olmadığı için sözleşmenin kendisine dayatılamayacağını savunuyor. Yine de küresel deniz ticareti ve enerji güvenliği açısından UNCLOS'a uyum, Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları için stratejik bir tercih olabilir.