Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı Karim Khan, Cuma günü Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya televizyonuna yaptığı açıklamada, başsavcılık görevinden uzaklaştırılmasının mahkeme prosedürlerine aykırı olduğunu ve bu kararın haklı bir gerekçeye dayanmadığını belirtti. İngiliz avukat Khan, görev süresinin askıya alınmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ve ICC'nin işleyişine gölge düşürdüğünü ifade etti.
Gelişmenin Arka Planı: Khan'ın Uzaklaştırılma Süreci
Karim Khan, 16 Haziran 2021'de ICC başsavcısı olarak atanmış ve uluslararası ceza hukuku alanında önemli davaları yürütmüştü. Göreve başlamasının ardından, özellikle İsrail-Filistin çatışması, Afganistan ve Sudan'daki savaş suçları iddialarına yönelik soruşturmalarıyla dikkat çekmişti. Khan'ın uzaklaştırılma kararı, mahkeme içi disiplin süreçleri kapsamında alındı ancak Khan, bu kararın usul hataları içerdiğini savunuyor.
Khan, Al Arabiya'ya verdiği demeçte, "Beni görevden uzaklaştırma kararı, ICC'nin kendi kurallarını ihlal ederek alınmıştır. Bu karar, bağımsız savcılık makamının itibarını zedelemektedir" dedi. Khan, ayrıca uzaklaştırmanın motivasyonunun siyasi olabileceğini ima etti ancak bu iddiasını somut delillerle desteklemedi. Mahkeme ise kararın, iç soruşturma kapsamında ve yasal prosedürlere uygun olarak verildiğini açıkladı.
Khan'ın bu çıkışı, ICC'nin iç işleyişine ve bağımsızlığına yönelik tartışmaları yeniden alevlendirdi. Geçmişte de benzer şekilde mahkemenin siyasi baskılara maruz kaldığı eleştirileri yapılmıştı. Khan'ın uzaklaştırılma sürecinde, kendisine yöneltilen suçlamaların niteliği henüz kamuoyuyla tam olarak paylaşılmış değil. Ancak bu durumun, mahkemenin gelecekteki davaları üzerinde etkili olması bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ICC'nin Bağımsızlığı Tehlikede mi?
ICC, uluslararası toplumun soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gibi ağır ihlallerde adaleti sağlamak için oluşturduğu en önemli yargı organı. Ancak mahkeme, kurulduğu 2002 yılından bu yana pek çok kez etkinliği ve bağımsızlığı sorgulandı. Özellikle büyük güçlerin mahkemeye üye olmaması veya soruşturmaları engelleme çabaları, ICC'nin otoritesini zayıflatıyor.
Khan'ın uzaklaştırılması, bu kırılgan yapıya yeni bir darbe olarak görülüyor. Savcılık makamının güvenilirliği, mahkemenin tüm işlevi için hayati önem taşıyor. Khan, özellikle Filistin Sorunu konusunda İsrail yanlısı çevrelerin hedefindeydi. İsrail, Khan'ın Gazze ve Batı Şeria'da savaş suçları soruşturması başlatmasına şiddetle karşı çıkmıştı. Bu bağlamda Khan'ın uzaklaştırılmasının, siyasi bir misilleme olup olmadığı spekülasyonlara neden oluyor.
Öte yandan, Sudan'da eski lider Ömer el-Beşir de dahil birçok ismin yargılanması süreci de Khan'ın görevi döneminde devam ediyor. Uzaklaştırma kararı, bu davaların akıbetini de belirsizliğe sürüklüyor. Uzmanlar, Khan'ın dosyalarının başka bir savcıya devredilmesi halinde sürecin yavaşlayabileceğini ve uluslararası adalet arayışının sekteye uğrayabileceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikası açısından doğrudan bir müdahale alanı olmasa da, uluslararası hukukun üstünlüğü ve ICC gibi kurumların bağımsızlığının korunması Türkiye için stratejik önem taşıyor. Türkiye, ICC'ye taraf olmamakla birlikte, uluslararası ceza yargısının etkinliği, özellikle Gazze başta olmak üzere bölgesel çatışmalarda adaletin sağlanması bakımından Ankara'nın ilgi alanına giriyor. Khan'a yönelik bu usul tartışması, ICC'nin siyasi baskılara ne kadar açık olduğunu gösterdiğinden, Türkiye'nin Filistin ve Sudan gibi dosyalardaki duruşunu etkileyebilir. Ayrıca, mahkemenin saygınlığının zedelenmesi, Türkiye'nin de dolaylı olarak taraf olduğu kriz bölgelerinde hukuki süreçlerin akamete uğrama riskini doğuruyor.