İsrail ve Lübnan, Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğunda bir çerçeve anlaşması imzaladı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşmanın iki ülke arasında kalıcı barışa yönelik 'ilk adım' olduğunu söyledi. Anlaşma, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter ve Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh tarafından imzalandı. İmza törenine Rubio da katıldı. Rubio, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 'Bu, iki ülkenin de daha güvenli ve müreffeh bir gelecek inşa etme kararlılığını gösteriyor. Önümüzde zorlu bir yol var, ancak bu doğru yönde atılmış önemli bir adım' ifadelerini kullandı. Anlaşmanın ayrıntıları kamuoyuyla paylaşılmazken, diplomatik kaynaklar belgenin iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yönelik geniş bir çerçeve sunduğunu belirtti.
Gelişmenin arka planı: İkili ilişkilerde yeni bir dönem mi?
İsrail ile Lübnan arasında resmi diplomatik ilişkiler bulunmuyor. İki ülke teknik olarak savaş halinde olmasa da, aralarındaki gerginlik ve düşmanlık on yıllardır sürüyor. Ancak son yıllarda, ABD’nin arabuluculuğunda birçok üst düzey görüşme gerçekleşti. Özellikle deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda yapılan müzakereler, iki ülke arasında bir miktar diyaloğun kapısını aralamıştı. Ekim 2022’de varılan deniz sınırı anlaşması, iki ülkenin Akdeniz’deki doğal gaz kaynaklarının paylaşımına ilişkin bir uzlaşı sağlamıştı. Bu yeni çerçeve anlaşması, işte bu diyaloğun devamı niteliğinde. Kaynaklar, anlaşmanın ticaret, su yönetimi, çevre ve güvenlik gibi alanlarda iş birliği öngördüğünü, ancak somut adımların zamanla netleşeceğini söylüyor. Rubio, ‘Bu anlaşma kapsamlı bir barış anlaşması değil, ama süreci başlatacak bir araç. İki taraf da masaya oturduğu sürece ilerleme kaydedilebilir’ dedi.
Bölgesel ve küresel boyut: Orta Doğu’da yeni bir jeopolitik denklem
Anlaşma, sadece ikili ilişkilerde değil, bölgesel dengelerde de önemli bir değişime işaret ediyor. İsrail ile Lübnan arasındaki normalleşme, ABD’nin Orta Doğu’da inşa etmeye çalıştığı yeni güvenlik mimarisinin bir parçası. Rubio’nun bu anlaşmayı sahiplenmesi, Biden yönetiminin Orta Doğu’da ‘İbrahim Anlaşmaları’ benzeri bir normalleşme dalgası başlatma arzusunu yansıtıyor. Ancak İsrail ile Lübnan arasındaki en büyük pürüz, İran destekli Hizbullah’ın varlığı. Hizbullah, İsrail’e karşı silahlı mücadeleyi sürdürüyor ve Lübnan hükümeti üzerinde büyük bir nüfuza sahip. Dolayısıyla, anlaşmanın uygulanması ve kalıcı barışa dönüşmesi, Hizbullah’ın tutumuna ve İran’ın bölgesel politikalarına bağlı. Rubio, anlaşmanın imzalanmasının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Bu, uluslararası toplumun bölgedeki istikrarı güçlendirme gayretlerinin bir ürünüdür. ABD, her iki tarafın da egemenliğine saygı duyarak süreci desteklemeye devam edecek’ diye konuştu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Anlaşma, Türkiye’nin yakından takip ettiği bir bölgede atılmış önemli bir adım. Türkiye, Lübnan ve İsrail’le dengeli ilişkiler kurmaya çalışırken, bu normalleşme süreci Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki enerji politikalarını da ilgilendiriyor. Zira Lübnan-İsrail deniz sınırı anlaşmasından sonra bu çerçeve anlaşması, Doğu Akdeniz’deki iş birliği fırsatlarını artıran bir gelişme olarak yorumlanabilir. Ancak Hizbullah’ın sürece nasıl yaklaşacağı belirsizliğini koruyor. Türkiye, Hizbullah’ın da içinde olduğu Lübnan’daki dengeleri dikkate alarak, sürece destek verip vermemeye karar verecek. Ayrıca ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleşen bu anlaşma, Türkiye’nin bölgedeki nüfuz alanını daraltan bir gelişme olarak da görülebilir. Öte yandan, kalıcı barış tüm bölge için olumlu olacağından, Ankara’nın barış sürecini desteklemesi bekleniyor.