Batı Asya'da gerilim yeniden tırmanıyor. ABD ve İran arasında dün gece başlayan karşılıklı hava saldırıları, bölgede kırılgan bir ateşkes sürecini tehlikeye attı. İsrail ve Lübnan ise ABD'nin arabuluculuğunda bir çerçeve anlaşması imzalarken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio anlaşmayı 'barışa doğru atılmış ilk adım' olarak nitelendirdi. Gelişmeler, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirecek potansiyele sahip.
Gelişmenin arka planı
ABD Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, ABD güçleri İran'ın Suriye ve Irak'taki milis güçlerine ait hedefleri vurdu. Saldırılar, İran destekli grupların ABD askeri üslerine yönelik insansız hava aracı ve roket saldırılarına karşılık olarak gerçekleştirildi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, ABD saldırılarını 'kınanması gereken bir ihlal' olarak nitelendirirken, Tahran'ın misilleme yapma hakkını saklı tuttuğunu belirtti. Bu karşılıklı saldırılar, Ocak ayında varılan ateşkes anlaşmasını şimdiden sarsmış durumda. Ateşkes, ABD ile İran arasında dolaylı müzakereler sonucunda İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum stoklarını azaltması ve ABD'nin bazı yaptırımları gevşetmesi karşılığında varılmıştı. Ancak son saldırılar anlaşmanın temelini oluşturan karşılıklı güveni zedeledi.
Bu arada İsrail ve Lübnan arasında Washington'da imzalanan çerçeve anlaşması, sınır anlaşmazlıklarının çözümü ve deniz yetki alanlarının belirlenmesini öngörüyor. Rubio, anlaşmanın 'iki ülke arasında kalıcı barışın temelini atacağını' söyledi. Anlaşma kapsamında, İsrail'in Lübnan kıyılarındaki Kariş gaz sahasında arama ve üretim faaliyetlerine başlamasına izin verilirken, Lübnan da kendi münhasır ekonomik bölgesinde egemenlik haklarını güvence altına alıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD-İran gerginliğinin tırmanması, bölge genelinde yeni bir kriz dalgasını tetikleyebilir. Irak ve Suriye'deki İran yanlısı milislerin ABD güçlerine yönelik saldırıları devam ederken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri tansiyonun düşürülmesi çağrısı yaptı. İsrail-Lübnan anlaşması ise Doğu Akdeniz'de enerji jeopolitiğini etkileyecek. Anlaşma sayesinde İsrail, doğalgaz ihracatını artırabilecek bir konuma gelirken, Lübnan da ekonomik krizin ortasında yeni bir gelir kaynağına kavuşabilecek. Ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesi, Hizbullah'ın tutumuna bağlı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, anlaşmayı 'zafer' olarak nitelendirdi ancak uygulamanın Lübnan'ın çıkarlarına uygun olmasını şart koştu.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, taraflara itidal çağrısında bulunurken, Rusya ve Çin de diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. ABD'nin bölgedeki askeri varlığının artırılması ihtimali, Çin'in enerji güvenliği hesaplarını da etkileyebilir. Zira Çin, İran'dan büyük miktarda petrol ithal ediyor ve herhangi bir çatışma, tedarik zincirini olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. ABD ve İran arasındaki gerginlik, Türkiye'nin güney sınırında istikrarsızlık riskini artırıyor. Suriye ve Irak'ta İran destekli grupların varlığı, Türkiye'nin PKK/YPG ile mücadelesini doğrudan etkiliyor. Öte yandan İsrail-Lübnan anlaşması, Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde Türkiye'nin konumunu yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Türkiye'nin Kıbrıs Türk tarafıyla birlikte yürüttüğü hidrokarbon arama faaliyetleri, bu yeni düzenlemeden etkilenebilir. Ankara, hem ABD hem de İran'la diyalog kanallarını açık tutarak, istikrarsızlığın sınırına sıçramasını engellemeye çalışacaktır.