ABD, İsrail ve Lübnan arasında Cuma günü imzalanan üçlü ateşkes anlaşması, Ortadoğu'da yeni bir dönemin kapısını araladı. Washington'un arabuluculuğunda varılan 14 maddelik mutabakat, özellikle İsrail ile Hizbullah arasında aylardır süren ve bölgeyi tam ölçekli bir savaşın eşiğine getiren çatışmaları durdurmayı amaçlıyor. Anlaşma metni, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuyla paylaşılırken, tarafların kara sınırlarında askeri varlığın sınırlandırılması, güvenlik önlemlerinin artırılması ve uluslararası gözlem mekanizmalarının kurulması gibi başlıklarda uzlaştığı görülüyor. Lübnan hükümeti için egemenliğini pekiştirme fırsatı sunan anlaşma, İsrail açısından ise kuzey sınırında istikrar vaat ediyor. Ancak Hizbullah'ın anlaşmaya ne ölçüde uyacağı ve Lübnan ordusunun güneydeki kontrolünü tesis edip edemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Kilit Maddeleri
7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısıyla başlayan Gazze savaşı, kısa sürede bölgeye yayılmış, Lübnan sınırında Hizbullah ile İsrail arasında ikinci bir cephe açılmıştı. Aylar süren çatışmalarda İsrail, Hizbullah'ın askeri altyapısına ağır darbeler indirirken, Lübnan'da da büyük yıkıma yol açtı. 14 maddelik anlaşma, bu gerilimi düşürmeyi ve kalıcı bir ateşkesin önünü açmayı hedefliyor. Anlaşmanın en dikkat çekici maddeleri arasında, İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi, Lübnan ordusunun Litani Nehri'nin güneyinde konuşlanması ve sivil yerleşimlere yönelik saldırıların durdurulması yer alıyor. Ayrıca taraflar, deniz sınırı ihtilaflarını çözmek üzere bir müzakere süreci başlatmayı kabul etti. ABD, anlaşmanın uygulanmasını izlemek üzere bir gözlem heyeti kurarken, BM Lübnan Geçici Gücü'nün (UNIFIL) rolü de güçlendiriliyor.
Anlaşma metninde, Hizbullah'ın doğrudan ismen anılmaması dikkat çekiyor. Bunun yerine "Lübnan topraklarındaki tüm silahlı gruplar" ifadesi kullanılıyor. Bu durum, Lübnan hükümetinin Hizbullah üzerindeki kontrolünü artırma çabası olarak yorumlanıyor. Ancak Hizbullah'ın siyasi ve askeri kanadı arasındaki ikili yapı, anlaşmanın uygulanabilirliğine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşma, sadece Lübnan ve İsrail arasındaki sınır ötesi çatışmayı değil, aynı zamanda İran'ın bölgedeki nüfuzunu da etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Hizbullah, İran'ın desteğiyle Lübnan'da önemli bir askeri güç haline gelmişti. Anlaşmanın başarılı olması, İran'ın Doğu Akdeniz'deki vekil gücünü zayıflatabilir. Öte yandan, ABD'nin barış sürecinde oynadığı arabulucu rolü, Biden yönetiminin Ortadoğu'da istikrar arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Rusya ve Çin ise anlaşmayı temkinli karşılarken, Birleşmiş Milletler'de yapılan açıklamalarda tarafların kalıcı ateşkes için bir an önce masaya oturması çağrısı yapıldı.
Türkiye'ye komşu olan Irak ve Suriye'de de yansımaları olması beklenen anlaşma, bölgesel enerji hatlarının güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığının çözülmesi, Doğu Akdeniz'deki doğal gaz kaynaklarının daha verimli kullanılmasının önünü açabilir. Bu durum, Türkiye'nin Kıbrıs meselesi ve Doğu Akdeniz'deki haklarıyla bağlantılı olarak Ankara'nın da dikkatle takip ettiği bir gelişme.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İsrail-Lübnan anlaşması, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanmasını genel olarak desteklemekle birlikte, anlaşmanın Hizbullah'ı doğrudan hedef almaması ve İran'ı dolaylı olarak devre dışı bırakması, Ankara'nın Tahran'la olan dengeli ilişkilerini etkileyebilir. Ayrıca, Lübnan'da yeniden tesis edilecek bir istikrar, Türkiye'den bu ülkeye yapılan ihracatı ve yatırımları olumlu etkileyebilir. Ancak, anlaşmanın başarısız olması halinde bölgede yeni bir mülteci krizi yaşanması ihtimali, Türkiye'nin güney sınırındaki hassasiyeti nedeniyle Ankara'yı endişelendiriyor. Türk dış politikası, bu süreçte bölgesel aktörlerle koordinasyonu artırarak çıkarlarını korumaya çalışacaktır.