Uganda’nın tartışmalı ordu komutanı ve Devlet Başkanı Yoweri Museveni’nin oğlu General Muhoozi Kainerugaba, son haftalarda basına yönelik açık tehditleri ve sansür girişimleriyle uluslararası kamuoyunun dikkatini çekiyor. Ülkede bağımsız yayın yapan Daily Monitor ve The Independent gibi gazetelere yönelik baskılar artarken, Kainerugaba’nın sosyal medyada gazetecilere yönelttiği küfürlü ve tehditkar ifadeler, Uganda’nın ifade özgürlüğü karnesini daha da karartıyor. 48 yaşındaki general, babasının 1986’dan bu yana süren iktidarını devralmaya hazırlanan bir “veliaht” olarak görülüyor. Ancak son dönemdeki saldırgan tutumu, onun yalnızca bir halef değil, potansiyel bir despot olduğu endişelerini güçlendiriyor.
Gelişmenin arka planı: Yükselen bir askeri gölge
Muhoozi Kainerugaba, ordudaki hızlı yükselişi ve babasına olan sarsılmaz sadakatiyle tanınıyor. 2021’de kara kuvvetleri komutanlığına atandı, ancak 2022’de Kenya sınırına yönelik tehditkâr açıklamaları ve komşu ülkelerle gerginlik yaratması üzerine emekliye sevk edildi gibi görünse de kısa süre sonra yeniden göreve döndü. Şimdi halk arasında “M7” olarak bilinen babasının gölgesinde kalmak istemeyen Kainerugaba, medyayı “ülkeyi bölmekle” suçluyor. Geçtiğimiz hafta Twitter’da Uganda gazetecilerini hedef alan bir dizi tweet atarak, “Sizin gibi irin dolu yılanların ülkemizi zehirlemesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, ülkede gazetecilere yönelik fiziksel saldırıların ve keyfi gözaltıların arttığı bir döneme denk geldi. Uluslararası Af Örgütü, 2023 yılında Uganda’da en az 15 gazetecinin saldırıya uğradığını veya gözaltına alındığını rapor etti.
Kainerugaba’nın basın düşmanlığı, babasının iktidar partisi Ulusal Direniş Hareketi içinde de rahatsızlık yaratıyor. Parti içi kaynaklar, generalin sert üslubunun Uganda’nın uluslararası imajına zarar verdiğini ve yabancı yatırımcıları kaçırdığını belirtiyor. Özellikle Doğu Afrika Topluluğu içinde Uganda’nın ağırlığı azalırken, Kainerugaba’nın bölgesel askeri müdahale çağrıları endişeyle karşılanıyor. Analistler, generalin babasının ardından iktidarı devralacak bir geçiş senaryosu üzerinde çalıştığını, ancak bugünkü gözü karalığının ülkeyi bir iç krize sürükleyebileceğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika Boynuzu’nda yeni bir otoriter dalga mı?
Uganda’daki bu gelişme, Afrika Büyük Göller Bölgesi’ndeki otoriter eğilimlerin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ruanda’da Paul Kagame, Etiyopya’da Abiy Ahmed ve Kenya’da William Ruto gibi liderlerin medyaya yönelik baskılarıyla kesişen bir tablo ortaya çıkıyor. Kainerugaba’nın özellikle sosyal medyada aktif olması, onu genç nüfus arasında popüler kılsa da, aynı araçları muhalefeti sindirmek için kullanması demokratik kırılganlığı derinleştiriyor. Bölgesel güvenlik açısından, Uganda’nın Somali’deki El-Şebab’a karşı yürütülen Afrika Birliği misyonuna en büyük asker katkısını sağlayan ülkelerden biri olduğu unutulmamalı. Ancak Kainerugaba’nın çatışmacı tarzı, bu misyonun etkinliğini zayıflatabilir. Öte yandan, Çin ve Rusya’nın Afrika’daki nüfuz mücadelesinde Uganda, Pekin’in önemli bir müttefiki olarak öne çıkıyor. Çin’in Uganda’daki yatırımları 2 milyar doları aşarken, Kainerugaba’nın basın özgürlüğüne yönelik saldırıları Pekin tarafından sessizlikle karşılanıyor. Bu durum, Batılı bağışçılar ile Çin arasındaki demokrasi-otokrasi ekseninde Uganda’nın konumunu daha da belirginleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Uganda, Türkiye’nin Afrika açılımı politikasında önemli bir ortak. Türkiye, Uganda ile savunma sanayii işbirliği ve insani yardım projeleri yürütüyor. Ancak Kainerugaba’nın basın özgürlüğüne yönelik baskıları, Afrika’da demokratik değerlerin gerilemesi endişesini artırıyor. Türkiye, bölgede istikrarı savunan bir aktör olarak, Uganda’daki bu gelişmeyi yakından izlemeli. Zira otoriterleşme, uzun vadede yatırım ortamını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Somali’deki varlığı düşünüldüğünde, Uganda’nın istikrarsızlığı bölgesel güvenliği tehdit edebilir. Bu bağlamda Ankara’nın, Uganda ile ilişkilerini sürdürürken insan hakları ve ifade özgürlüğü konularında dengeli bir söylem geliştirmesi gerekiyor.