Türkiye ve Suudi Arabistan, bir zamanlar Orta Doğu’nun en sert rekabetlerinden birine sahne olan iki ülke, bugün stratejik ortaklık düzeyinde yeni bir sayfa açmış durumda. İki ülke arasındaki ilişkiler, 2010’ların ortasında yaşanan sert düşüşün ardından, son yıllarda yapılan diplomatik girişimlerle önemli ölçüde yumuşadı ve ekonomik iş birliği alanında somut adımlar atıldı. Bu dönüşüm, bölgesel dengeleri yakından etkileyen kritik bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin temelleri, 1929’da imzalanan dostluk anlaşmasına kadar uzanıyor. Ancak Soğuk Savaş döneminde iki ülke, Batı ittifakı içinde yer almasına rağmen, bölgesel meselelerde zaman zaman farklı kutuplarda yer aldı. 1979’daki İran İslam Devrimi ve 1990’daki Körfez Savaşı, bölgesel güvenlik dinamiklerini yeniden şekillendirirken, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde de belirleyici oldu. 2000’li yıllarda AK Parti hükümetlerinin aktif dış politikası ve Suudi Arabistan’ın bölgesel etki alanını genişletme çabaları, iki ülkeyi zaman zaman karşı karşıya getirdi.
Özellikle 2011 Arap Baharı sonrasında yaşanan gelişmeler, iki ülkeyi bölgesel bir rekabetin içine soktu. Mısır’da Muhammed Mursi’nin devrilmesi, Libya iç savaşı ve Suriye krizi, Ankara ile Riyad arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirdi. 2017’de Katar ablukası sırasında Türkiye’nin Katar’a askeri destek vermesi, ilişkileri dip noktaya taşıdı. 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda öldürülmesi ise krizi zirveye çıkardı; Ankara, olayın uluslararası kamuoyuna taşınmasında önemli rol oynadı.
2020’li yıllarda ise karşılıklı çıkar algısı, ilişkilerin normalleşmesini tetikledi. Suudi Arabistan ekonomisini çeşitlendirme vizyonu olan 2030 Vizyonu çerçevesinde yatırım ihtiyacı duyarken, Türkiye de ekonomik zorluklarla mücadele etmek ve bölgesel izolasyondan kurtulmak istedi. Bu bağlamda, 2021’de başlayan istihbarat düzeyindeki temaslar, 2022’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Riyad ziyaretiyle üst düzeyde sürdü. Bu ziyaret, iki ülke arasındaki güven tazeleme sürecinin önemli bir adımı oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İki ülke arasındaki yakınlaşma, yalnızca ikili ilişkileri değil, Orta Doğu’daki güç dengesini de etkiliyor. Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ortak pozisyon alabileceği başlıca dosyalar arasında Filistin meselesi, İran’ın bölgesel etkinliği ve Libya’daki siyasi süreç yer alıyor. Bu konularda tam bir mutabakat sağlanmış değil; ancak iki ülkenin diyaloğu sürdürme iradesi, bölgesel krizlerin yumuşatılması açısından önemli bir faktör olarak değerlendiriliyor.
Savunma sanayiinde iş birliği, ilişkilerin yeni boyutlarından birini oluşturuyor. Suudi Arabistan’ın savunma tedariğinde çeşitlendirmeye gitmesi ve Türk savunma sanayii ürünlerine artan ilgisi, iki ülke arasında yeni bir iş birliği alanı yaratıyor. Öte yandan, ekonomik alanda iki ülke arasındaki ticaret hacmi son yıllarda istikrarlı bir artış göstererek 2023’te yaklaşık 6,8 milyar dolara ulaştı. Suudi Arabistan’daki Türk müteahhitlik firmalarının üstlendiği projeler ve turizm alışverişi de bu hacmi destekliyor.
İki ülkenin yakınlaşmasının küresel yansımaları da bulunuyor. ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, Orta Doğu’da istikrarı sağlamak adına bu yakınlaşmayı olumlu karşılıyor. Çin’in bölgedeki artan etkisi karşısında, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Batı ittifakıyla uyumlu bir çizgide buluşması, Batı için stratejik bir kazanım olarak yorumlanıyor. Ancak Rusya’nın Ukrayna savaşı sonrası enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, iki ülkenin enerji politikalarında koordinasyonu da gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu yakınlaşma, Türk dış politikası için önemli bir denge unsuru oluşturuyor. Suudi Arabistan’la gelişen ilişkiler, Türkiye’nin Ortadoğu’daki diplomatik ağırlığını artırırken, Katar ve Mısır gibi diğer ülkelerle ilişkilerinde de yeni bir denge arayışına katkı sağlıyor. Ekonomik açıdan, Suudi yatırımlarının Türkiye’ye girişi ve ticaret hacminin artması, cari açığın finansmanı ve istihdam yaratılması açısından olumlu bir tablo çiziyor. Ayrıca, savunma sanayiinde Suudi Arabistan’a yönelik yeni ihracat kalemleri, Türk savunma sektörünün küresel rekabet gücünü pekiştirebilir. Ancak ilişkilerin kalıcılığı, iki ülkenin özellikle Filistin ve Libya gibi konulardaki görüş ayrılıklarını yönetme becerisine bağlı. Türkiye, bu süreçte kendi çıkar hedeflerini korurken, Riyad ile pragmatik bir dengede ilerlemeye devam edecek gibi görünüyor.