Geçen ay ABD Başkanı Donald Trump, Suriye'yi devlet destekli terörizm listesinden çıkarma sürecini başlattı. Bu adım, yabancı yatırımcıların ABD yaptırım tehdidi olmadan ülkeye sermaye aktarabilmesinin önünü açtı. Bu gelişmenin hemen ardından, geçtiğimiz hafta Şam'da bir ABD-Suriye iş konseyi toplandı ve Körfez ülkelerinden milyarlarca dolarlık yatırım sinyali geldi. Ancak uzmanlar, ticari diplomasinin Suriye'de kalıcı istikrar ve siyasi çözüm için tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Ekonomik iş birliği umut verici olsa da, ülkenin yeniden inşası ve siyasi geleceği konusundaki derin anlaşmazlıklar sürüyor.
Yaptırımların Kaldırılması ve Yatırım Umutları
ABD'nin Suriye'yi 'terörizme devlet desteği veren ülkeler' listesinden çıkarma kararı, on yılı aşkın bir süredir uygulanan sert yaptırımların hafifletilmesi anlamına geliyor. Bu karar, Suriye'nin izole ekonomisine can suyu olabilecek yabancı yatırımların önünü açmayı hedefliyor. Özellikle Körfez ülkeleri, enerji, altyapı ve yeniden inşa projelerine büyük ilgi gösteriyor. Geçtiğimiz hafta Şam'da düzenlenen ABD-Suriye iş konseyi toplantısı, bu yeni dönemin ilk somut adımı olarak değerlendiriliyor. Toplantıda, Suriye'nin savaş sonrası yeniden imarı için potansiyel yatırım alanları masaya yatırıldı.
Ancak bu yatırım iştahına rağmen, Suriye'deki siyasi istikrarsızlık, yaptırımların tamamen kaldırılmamış olması ve ülkenin kuzeyindeki PKK/YPG varlığı gibi güvenlik sorunları, yatırımcılar için hâlâ ciddi riskler oluşturuyor. Ayrıca, Suriye hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusundaki anlaşmazlık, ticari ilişkilerin derinleşmesini engelliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye'deki bu yeni ticari diplomasi dalgası, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. Rusya ve İran, Suriye'deki askeri ve siyasi nüfuzlarını korurken, ABD'nin ekonomik angajmanı bu denklemi değiştirebilir. Körfez ülkelerinin Suriye'ye yatırım yapma isteği, aynı zamanda İran'ın bölgedeki etkisini dengeleme amacını da taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Suriye'deki yeniden yapılanma sürecinde söz sahibi olmak istiyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği ve bazı Batılı ülkeler, Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılmasına temkinli yaklaşıyor. Bu ülkeler, siyasi reformlar ve insan hakları ihlallerinin sona ermesi gibi koşulların yerine getirilmesini bekliyor. Ticari ilişkilerin siyasi çözümün önüne geçmesi endişesi, uluslararası toplumda tartışılıyor. Uzmanlar, ekonomik iş birliğinin ancak kapsamlı bir siyasi süreçle birlikte yürütüldüğünde kalıcı sonuçlar verebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye'deki bu yeni ticari diplomasi süreci, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturma ve PKK/YPG tehdidini bertaraf etme politikası izliyor. ABD'nin Suriye'ye yönelik ekonomik angajmanı, PKK/YPG'ye verilen desteğin devam etmesi halinde Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir. Öte yandan, Suriye'nin yeniden imarı ve ekonomik istikrarı, Türkiye'nin bölgedeki ticari çıkarları için olumlu olabilir; ancak bu sürecin siyasi çözümden bağımsız ilerlemesi, Türkiye'nin Suriye politikasını zorlaştırabilir. Türkiye, bu süreçte hem güvenlik önceliklerini korumak hem de ekonomik fırsatları değerlendirmek için dengeli bir yaklaşım izlemek durumunda.