ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında geçtiğimiz günlerde gerçekleşen zirve, iki ülke arasındaki ticaret savaşlarından jeopolitik rekabete kadar uzanan gerginlikleri bir süreliğine yatıştırdı. Ancak uzmanlar, bu istikrarın kalıcı olmayacağı konusunda uyarıyor. Jeopolitik dengeler kaçınılmaz olarak yeniden rekabete dönecek.
Zirvenin Arka Planı ve Kısa Vadeli Kazanımlar
Trump ve Xi, G20 zirvesi kapsamında bir araya gelerek ticaret müzakerelerine yeniden başlama ve ek gümrük tarifelerini erteleme konusunda anlaştı. Bu durum piyasalarda kısa süreli bir rahatlama yarattı. Ancak asıl mesele olan yapısal ticaret açıkları, teknoloji transferleri ve fikri mülkiyet hakları gibi konularda somut bir ilerleme kaydedilmedi. Her iki taraf da kendi kamuoyuna zafer olarak sunacak unsurlar arasa da, temel farklılıklar devam ediyor.
Zirve aynı zamanda Kuzey Kore ve Güney Çin Denizi gibi stratejik konularda da görüş alışverişine sahne oldu. Trump, Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanması konusunda Çin'in daha fazla baskı yapmasını isterken, Xi egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Bu bölgelerdeki gerilimlerin zirve sonrası azalması beklenmiyor.
Jeopolitik Rekabetin Kaçınılmazlığı
Uzmanlar, ABD-Çin rekabetinin sadece ticaretle sınırlı olmadığını, teknoloji, askeri güç ve küresel etki alanları açısından da derinleştiğini belirtiyor. Huawei gibi şirketlere yönelik yaptırımlar, 5G teknolojisindeki mücadele ve Hint-Pasifik stratejisi, iki ülke arasındaki stratejik rekabetin temel başlıklarını oluşturuyor. Kısa vadeli bir ateşkes, uzun vadeli bir dönüşümü engellemiyor.
Bu rekabetin bölgesel yansımaları da önemli. ABD'nin müttefikleri, özellikle Japonya ve Avustralya, Çin'in artan etkisine karşı bir denge arayışında. Çin ise Kuşak ve Yol Projesi ile Asya, Avrupa ve Afrika'da lojistik ağlarını genişletiyor. Her iki taraf da askeri varlıklarını artırırken, diplomatik hamleler de hız kesmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin arasındaki bu istikrar dalgası, Türkiye için de fırsatlar ve riskler barındırıyor. Türkiye hem ABD ile NATO çerçevesinde stratejik bir müttefiklik ilişkisi yürütüyor hem de Çin ile Kuşak ve Yol Projesi kapsamında ekonomik işbirliğini derinleştiriyor. İki güç arasında denge kurmak, Türk dış politikasının en hassas konularından biri. Kısa vadeli istikrar, Türkiye'nin enerji ve ticaret koridorlarındaki manevra alanını genişletebilir. Ancak rekabet yeniden tırmandığında, Türkiye'nin iki blok arasında sıkışma riski bulunuyor. Bu nedenle Ankara, çok yönlü ve bağımsız bir dış politika izleyerek kendi çıkarlarını maksimize etmeye odaklanmalı.