ABD Başkanı Donald Trump'ın, bu hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yapacağı zirvede, Çin'de tutuklu bulunan iki ABD vatandaşının serbest bırakılması için baskı yapması bekleniyor. Ancak Washington'dan gelen sinyaller, Çin'in insan hakları siciline ilişkin diğer konuların bu görüşmede aynı önceliği almayabileceğine işaret ediyor. Beyaz Saray kaynaklarına göre, zirvenin ana gündem maddeleri ticaret, Kuzey Kore ve tutuklu vatandaşlar olacak; insan hakları ihlalleri ise arka planda kalabilir.
Zirvenin Arka Planı ve Tutuklu Vatandaşlar
Trump yönetimi, uzun süredir Çin'de keyfi olarak tutuklandığını savunduğu ABD vatandaşlarının serbest bırakılması için çaba sarf ediyor. Bu kapsamda, iş insanı ve eski diplomat gibi farklı profillerdeki tutukluların durumu, ikili görüşmelerde sık sık dile getiriliyor. Çin makamları ise tutuklamaların yasal dayanağı olduğunu öne sürüyor ve dış müdahaleyi reddediyor. Zirvede Trump'ın, bu kişilerin serbest bırakılması karşılığında Çin'e bazı ekonomik veya diplomatik tavizler önerebileceği konuşuluyor. Ancak somut bir insan hakları gündemi oluşturulmadığı için, Çin'in Sincan ve Hong Kong politikaları, Tibet'teki baskılar veya dini özgürlükler gibi konuların masaya yatırılıp yatırılmayacağı belirsizliğini koruyor.
Trump'ın geçmişte Çin ile ticaret savaşında insan hakları kartını kullanmaktan kaçındığı biliniyor. Nitekim 2019'da Hong Kong'daki protestolar sırasında insan hakları savunucularından gelen çağrılara rağmen, Trump yönetimi ekonomik anlaşmayı öncelikli tutmuştu. Bu tutum, insan hakları örgütleri tarafından sık sık eleştiriliyor. Bu haftaki zirvede de benzer bir denklemin geçerli olması bekleniyor: Trump, tutuklu vatandaşlar için somut adım isterken, geniş kapsamlı insan hakları ihlallerini gündeme getirmeyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Çin ilişkileri, son yıllarda ticaret, teknoloji ve jeopolitik rekabet nedeniyle giderek karmaşık bir hal aldı. Trump'ın başkanlığı döneminde başlayan ticaret savaşı, halen devam eden gümrük tarifeleri ve yaptırımlarla şekilleniyor. İnsan hakları konuları ise genellikle ikili görüşmelerde arka planda kalıyor. Bu durum, uluslararası arenada ABD'nin insan hakları savunuculuğu konusundaki tutarlılığını sorgulatan bir unsuru oluşturuyor.
Çin, özellikle Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde uyguladığı politikalar nedeniyle Batı'dan yoğun eleştiri alıyor. ABD, 2020'de Sincan'daki uygulamaları 'soykırım' olarak nitelendirmişti. Ancak Trump yönetimi, bu konuyu ticaret müzakerelerinde bir koz olarak kullanmamayı tercih etti. Zirvede insan hakları konularının gündeme gelmemesi, Çin'in bu tür baskılara karşı direncini artırabilir ve bölgesel istikrarı etkileyebilir.
Öte yandan, tutuklu ABD vatandaşlarının serbest bırakılması, Trump için iç politikada bir başarı olarak sunulabilir. 2020 seçimlerine giden süreçte, seçmen nezdinde 'vatandaşlarını kurtaran lider' imajı çizmek isteyen Trump, bu konuyu ön plana çıkarabilir. Ancak Çin'in, insan hakları ihlalleri konusunda herhangi bir taviz vermesi beklenmiyor. Zirveden çıkacak sonuç, ABD-Çin ilişkilerinin geleceği ve insan haklarının uluslararası diplomasideki yeri açısından belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin zirvesinde insan hakları konularının arka planda kalması, Türkiye'nin dış politikası açısından dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, hem ABD hem de Çin ile dengeli ilişkiler yürütüyor; ekonomik iş birliği ve savunma alımları öncelikli. İnsan hakları ihlallerinin görmezden gelinmesi, uluslararası sistemde çifte standardı derinleştirerek Türkiye'nin Batı ile yaşadığı normatif tartışmalarda elini zayıflatabilir. Ayrıca Çin'in baskıcı politikalarına karşı sessiz kalınması, Doğu Türkistan'daki soydaşlarımızın durumu açısından endişe verici. Türkiye, insan hakları savunuculuğunu öne çıkararak bölgesel liderlik iddiasını güçlendirebilir.