ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan ile yapılması planlanan sivil nükleer işbirliği anlaşmasının, Riyad'ın İsrail ile diplomatik ilişkilerini normalleştirmesine 'tamamen bağlı' olduğunu açıkladı. Trump, Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken, 'Suudi Arabistan'la bir nükleer anlaşma yapacağız, ama bu tamamen İsrail ile normalleşmeye bağlı. Onlar da bunu biliyor' dedi. Bu açıklama, Suudi Arabistan'ın daha önce İsrail'le normalleşme için 'geri dönülemez bir Filistin devleti yoluna' ihtiyaç duyduğunu yinelemesinin ardından geldi. Krallık, 2002 Arap Barış Girişimi'nden bu yana İsrail'le ilişkilerin normalleşmesini, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarından çekilmesi ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması şartına bağlıyor.
Normalleşme müzakerelerinde son durum
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçtiğimiz eylül ayında Bloomberg'e verdiği demeçte, 'Her gün İsrail'e daha da yaklaşıyoruz' ifadelerini kullanmış, ancak Filistin meselesinin hala 'çok önemli' olduğunu vurgulamıştı. ABD yönetimi, 2020'deki İbrahim Anlaşmaları ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas'ın İsrail'le normalleşmesini sağlamıştı. Ancak Suudi Arabistan'ın da bu sürece dahil olması, bölgesel dengeler açısından kritik görülüyor. Trump'ın açıklamaları, ABD'nin Suudi Arabistan'a uranyum zenginleştirme ve nükleer yakıt döngüsü teknolojileri transferini içermesi beklenen 123 Anlaşması'nın ne zaman imzalanacağına dair spekülasyonları da beraberinde getirdi. Suudi yetkililer, İsrail'le normalleşme olmaksızın böyle bir anlaşmayı kabul etmeyeceklerini, ancak ABD'nin nükleer teknoloji transferine onay vermesi halinde sürecin hızlanabileceğini sinyallemişti.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump'ın bu açıklaması, Ortadoğu'da yeni bir jeopolitik denklemin habercisi olarak yorumlanıyor. Suudi Arabistan'ın İsrail'le normalleşmesi, İran'ın bölgedeki etkisini sınırlamak isteyen ABD ve İsrail için stratejik bir kazanım olarak görülüyor. Ancak Suudi kamuoyu ve İslam dünyasında Filistin davasına verilen destek, Veliaht Prens'in normalleşme adımlarını sınırlıyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın nükleer enerji programını sivil amaçlarla başlattığını iddia etmesine rağmen, bölgedeki diğer aktörler (özellikle İran ve İsrail) bu programın askeri boyutları olabileceğinden endişe ediyor. ABD Kongresi'nde de Suudi Arabistan'a uranyum zenginleştirme izni verilmesine karşı çıkanlar bulunuyor. Tüm bu gelişmeler, Trump'ın attığı bu adımın önümüzdeki dönemde Ortadoğu'da hem diplomatik hem de güvenlik alanında yeni krizlere yol açabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi ve ABD'nin Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji transferini yakından izliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve Mısır, İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşmayı dengeleme çabaları açısından kritik. Suudi Arabistan'ın nükleer güç haline gelmesi, bölgesel bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir ki bu da Türkiye'nin ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiriyor. Öte yandan, Filistin meselesinde Suudi Arabistan'ın tavrının yumuşaması, Türkiye'nin bu konudaki geleneksel duruşuyla çelişebilir; ancak Ankara, Filistin devleti şartının korunması halinde normalleşmeyi destekleyebileceğini sinyallemişti. Türkiye, ABD'nin nükleer alandaki çifte standardını eleştirirken, kendi nükleer enerji projelerinde (Akkuyu NGS) de benzer teknoloji transferi kısıtlamalarıyla karşılaşıyor.