ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü Ankara'da NATO zirvesi kapsamında Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldiği görüşmede, Suriye'yi teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarma taahhüdünde bulundu. Bu karar, uzun yıllardır uluslararası toplumdan izole edilen Şam yönetiminin yeniden küresel sisteme entegrasyonu yolundaki en kritik adımlardan biri olarak değerlendiriliyor. Trump yönetiminin bu hamlesi, Suriye'nin 2011'den bu yana iç savaşla parçalanmış yapısının ardından diplomatik normalleşme sürecinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Listeden çıkarılma süreci ve arka planı
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın teröre destek veren ülkeler listesinde Suriye, 1979 yılından bu yana yer alıyor. Bu liste, ABD'nin terörizme destek verdiğini belirlediği ülkelere uyguladığı ekonomik yaptırımlar, silah ambargosu ve kısıtlı dış yardım gibi çeşitli kısıtlamaları içeriyor. Suriye'nin listeden çıkarılması, ülkeye yönelik ekonomik yaptırımların kademeli olarak kaldırılması ve uluslararası yatırımların önünün açılması anlamına geliyor. Trump'ın bu taahhüdü, Suriye'nin yeniden inşa sürecinde Batılı ülkelerle iş birliği yapma potansiyelini artırırken, bölgesel dinamiklerde de önemli değişiklikler yaratabilir.
NATO zirvesi sırasında yapılan bu görüşme, Suriye'nin yeni yönetiminin uluslararası meşruiyet kazanma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ahmed eş-Şara liderliğindeki geçici hükümet, ülkenin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmek ve savaşın yol açtığı yıkımı onarmak için uluslararası desteğe ihtiyaç duyuyor. Trump'ın taahhüdü, özellikle Körfez ülkeleri ve Avrupa Birliği üzerinde de baskı oluşturarak, Suriye'ye yönelik yaptırımların hafifletilmesi sürecini hızlandırabilir.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Suriye'nin terör listesinden çıkarılması, yalnızca ikili ilişkilerde değil, aynı zamanda Ortadoğu'da güç dengelerinde de değişikliklere yol açabilir. Bu adım, Suriye'nin Arap Birliği'ne yeniden kabulü sürecini de hızlandırabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, Suriye ile diplomatik bağlarını yeniden kurma yönünde adımlar atarken, ABD'nin bu hamlesi bölgesel normalleşme sürecine ivme kazandıracaktır. Öte yandan, İsrail ve bazı Batılı ülkeler, Suriye'nin İran ve Hizbullah ile ilişkileri nedeniyle bu normalleşmeye temkinli yaklaşıyor. Trump yönetimi, Suriye'nin terörizmle mücadelede somut adımlar atması halinde bu taahhüdünün gerçekleşeceğini belirtiyor. Ancak Şam yönetiminin bu konuda ne tür adımlar atacağı henüz netlik kazanmış değil.
Küresel ölçekte ise bu gelişme, ABD'nin Ortadoğu politikasında bir dönüşümün sinyali olarak yorumlanıyor. Trump yönetimi, bölgedeki angajmanını azaltma ve sorumluluğu bölgesel aktörlere devretme eğiliminde. Suriye'nin yeniden uluslararası topluma kazandırılması, bu stratejinin bir parçası olarak görülebilir. Ancak bu sürecin başarılı olması, Suriye'de kalıcı bir siyasi çözümün sağlanmasına bağlı. İç savaşın yaraları henüz sarılmamışken, ülkenin kuzeyindeki Kürt gruplar ve güneydeki muhalif unsurlar ile rejim arasındaki gerilimler devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'de istikrarın sağlanması ve terörizmle mücadelede aktif rol oynayan bir ülke olarak bu gelişmeyi yakından izliyor. Türk dış politikası açısından, Suriye'nin terör listesinden çıkarılması, Ankara'nın PKK/PYD varlığına karşı yürüttüğü mücadeleyi doğrudan etkileyebilir. Eğer Şam yönetimi terörizmle mücadelede ABD ile iş birliği yaparsa, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonları ve güvenlik endişeleri yeni bir boyut kazanabilir. Ayrıca, Suriye'nin yeniden inşasında Türk şirketlerinin rol alması, Türk ekonomisi için fırsatlar yaratabilir. Ancak bu süreçte Ankara'nın, sahada kendi çıkarlarını koruyacak diplomatik adımlar atması kritik önem taşıyor. Türkiye'nin Astana süreci ve Soçi mutabakatları çerçevesinde Rusya ve İran ile koordinasyonu da bu normalleşme sürecinde belirleyici olacaktır.