Donald Trump'ın yeniden iktidara gelmesinin ardından ABD, 25 binden fazla kişiyi kendi ülkeleri dışındaki ülkelere sınır dışı etti. Paris merkezli gazetecilik ağı Forbidden Stories tarafından koordine edilen Deportation Project (Sınır Dışı Projesi) kapsamında yürütülen araştırma, bu kitlesel sınır dışı operasyonunun arkasındaki küresel mekanizmayı gözler önüne seriyor. Proje, tehdit edilen gazetecilerin çalışmalarını sürdürmeyi amaçlayan uluslararası bir işbirliği ağı tarafından yürütülüyor.
Kitlesel Sınır Dışının Arka Planı
ABD'ye yıllardır yerleşmiş, suç işlememiş ancak yasal statüsü bulunmayan göçmenler, hızlandırılmış prosedürlerle sınır dışı ediliyor. Ancak bu kez farklı bir yöntem uygulanıyor: Sınır dışı edilenlerin önemli bir kısmı, kendi ülkelerine değil, üçüncü ülkelere gönderiliyor. Bu ülkeler arasında El Salvador, Guatemala, Honduras, Meksika ve bazı Afrika ülkeleri yer alıyor. Washington yönetimi, bu ülkelerle yaptığı ikili anlaşmalar çerçevesinde, sınır dışı edilen kişileri kabul etmeleri karşılığında ekonomik yardım, vize kolaylığı veya ticari imtiyazlar sunuyor.
Deportation Project kapsamında elde edilen bilgilere göre, sınır dışı süreci yalnızca ABD'deki göçmenlik makamlarının değil, aynı zamanda özel güvenlik şirketlerinin, charter uçuş firmalarının ve uluslararası havalimanlarının işbirliğiyle yürütülüyor. Uçuş güzergahları, yolcuların kimlik bilgileri ve varış noktaları, birden fazla ülkenin istihbarat birimleri arasında paylaşılıyor.
Forbidden Stories ağına bağlı gazeteciler, sınır dışı edilen kişilerin üçüncü ülkelerde ne tür koşullarla karşılaştığını da araştırdı. Bazı vakalarda, sınır dışı edilenlerin kendilerini hiç bilmedikleri bir ülkede, dil bilmeden ve hiçbir yasal statüye sahip olmadan buldukları, bazılarının ise keyfi olarak gözaltına alındığı veya sınırdan geri itildiği tespit edildi. Uluslararası hukuk uzmanları, bu uygulamaların "geri gönderme yasağı" (non-refoulement) ilkesini ihlal edebileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump yönetiminin sınır dışı politikası, yalnızca ABD'nin iç göçmenlik rejimini değil, aynı zamanda Latin Amerika ve Afrika'daki kırılgan ekonomileri de derinden etkiliyor. Üçüncü ülkeler, kabul ettikleri sınır dışı edilenler karşılığında ABD'den mali yardım alsa da, bu kişilerin entegrasyonu için yeterli altyapıya sahip değil. El Salvador gibi ülkelerde, sınır dışı edilenlerin barındırıldığı merkezlerde insan hakları ihlalleri rapor ediliyor.
Öte yandan, bu politikalar Avrupa Birliği için de bir emsal oluşturuyor. AB ülkeleri, benzer şekilde üçüncü ülkelere sığınmacı gönderme planlarını tartışıyor. İtalya'nın Arnavutluk ile yaptığı anlaşma ve İngiltere'nin Ruanda planı, Trump'ın modelinin Avrupa'daki yansımaları olarak görülüyor. Dolayısıyla ABD'deki bu kitlesel sınır dışı dalgası, küresel göç yönetimi normlarını yeniden şekillendiriyor.
Uluslararası kuruluşlar, sınır dışı edilenlerin sayısındaki hızlı artışın, göçmen kaçakçılığı ağlarını da güçlendirdiğini belirtiyor. Çünkü yasal yolların kapanması, insanları daha tehlikeli rotalara itiyor. Bu durum, Akdeniz ve Orta Amerika'da ölümcül kazaların artmasına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin üçüncü ülkelere kitlesel sınır dışı uygulaması, Türkiye'nin göç ve güvenlik politikaları açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, halihazırda 4 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor ve ABD ile Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunda temaslarda bulunuyor. Eğer Washington, sınır dışı ettiği kişileri üçüncü ülkelere gönderme modelini genişletirse, bu durum Türkiye'ye yönelik yeni göç baskıları yaratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi sınır dışı politikaları ve Suriye ile yürüttüğü güvenli bölge planları, bu küresel eğilimden etkilenebilir. NATO müttefiki ABD'nin göç konusundaki tutumu, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir denge unsuru olabilir.