ABD, Orta Doğu'dan askeri olarak tamamen çekilmese de, bölgeyi yeniden şekillendirme ve yönetme iddiasından vazgeçmiş durumda. Bu stratejik değişim, Washington'ın on yıllardır sürdürdüğü hegemonik yaklaşımın sona erdiğini gösteriyor. Bölgedeki askeri varlığını koruyan ABD, artık bölgesel düzeni yönetme görevini üstlenmek istemiyor. Bu durum, Orta Doğu'da yeni bir güç boşluğu ve rekabet dönemini beraberinde getirebilir.
Arka Plan: ABD'nin Orta Doğu Politikasının Dönüşümü
ABD'nin Orta Doğu'daki varlığı, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde şekillendi. 1945'te Suudi Arabistan ile kurulan ittifak, 1947 Truman Doktrini, 1956 Süveyş Krizi, 1979 İran Devrimi, 1990-91 Körfez Savaşı, 2003 Irak işgali ve 2011 Arap Baharı... Tüm bu süreçlerde ABD, bölgesel düzeni şekillendirmede merkezi bir rol oynadı. Ancak 2003 Irak işgali sonrası yaşanan başarısızlıklar, Afganistan'dan 2021'deki kaotik çekilme ve bölgesel aktörlerin artan özerkliği, Washington'ın bölgeyi "yeniden inşa etme" kapasitesinin sınırlarını gözler önüne serdi. Son yıllarda ABD, askeri varlığını korurken, bölgesel sorunlara doğrudan müdahil olmaktan kaçınıyor. Özellikle Suriye, Yemen ve Irak gibi ülkelerde asker sayısını azaltan ABD, bölgesel müttefiklerine daha fazla sorumluluk yüklemeye başladı.
Bu değişim, ABD'nin küresel önceliklerini yeniden tanımlamasının bir sonucu. Çin ve Rusya ile artan rekabet, ABD'nin kaynaklarını Hint-Pasifik ve Avrupa'ya kaydırmasına neden oluyor. Ayrıca, ABD kamuoyunda Orta Doğu'da "sonsuz savaşlar"a karşı artan bir isteksizlik var. Eski Başkan Donald Trump döneminde başlayan bu eğilim, Başkan Joe Biden döneminde de devam etti. Biden yönetimi, İran ile nükleer anlaşmayı canlandırma çabalarında başarısız oldu ve Suudi Arabistan ile ilişkileri onarmaya çalışsa da, bölgesel güvenlik mimarisini yeniden kurma konusunda isteksiz davrandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Güç Dengeleri
ABD'nin bölgeyi yönetme iddiasından vazgeçmesi, Orta Doğu'da önemli sonuçlar doğuruyor. İlk olarak, bölgesel güçler olan Türkiye, İran, Suudi Arabistan, BAE ve İsrail arasındaki rekabet daha da belirginleşiyor. Özellikle İran, ABD'nin çekilmesini fırsat bilerek etki alanını genişletmeye çalışıyor. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçleri aracılığıyla nüfuzunu artıran Tahran, bölgesel bir hegemon olma hedefinde ilerliyor.
Rusya ve Çin de bölgede daha aktif rol almaya başladı. Rusya, Suriye'deki askeri üsleri ve enerji anlaşmalarıyla varlığını pekiştirirken, Çin Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında ekonomik yatırımlarını artırıyor. Çin'in 2023'te Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk yapması, Pekin'in bölgesel diplomasideki artan rolünü gösteriyor. ABD'nin çekilmesi, bu aktörlerin manevra alanını genişletiyor.
Diğer yandan, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme süreci (İbrahim Anlaşmaları) ABD'nin bölgeden çekilme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Ancak İsrail-Filistin sorununun çözümsüzlüğü ve Gazze'deki son çatışmalar, bu normalleşme sürecini sekteye uğratabilir. ABD'nin bölgesel güvenlik mimarisini yeniden kurma konusundaki isteksizliği, İsrail'in güvenlik endişelerini artırıyor.
Ekonomik açıdan, ABD'nin bölgeden çekilmesi, enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açabilir. Orta Doğu, küresel petrol üretiminin önemli bir kısmını elinde tutuyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltması, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik risklerini artırabilir. Bu da petrol fiyatlarında oynaklığa neden olabilir. Ayrıca, ABD'nin bölgesel yönetimi bırakması, doların küresel rezerv para birimi statüsünü de uzun vadede etkileyebilir; zira petrol ticareti büyük ölçüde dolar üzerinden yapılıyor ve ABD'nin bölgedeki güvenlik garantörlüğü bu sistemin temelini oluşturuyordu.
ABD'nin çekilme stratejisi, aynı zamanda küresel terörle mücadele açısından da riskler taşıyor. DEAŞ'ın yeniden canlanma ihtimali, bölgedeki istikrarsızlığı artırabilir. ABD'nin Irak ve Suriye'deki asker sayısını azaltması, bu boşluğun nasıl doldurulacağı sorusunu gündeme getiriyor. Bölgesel aktörlerin kapasitesi ve işbirliği, bu mücadelede belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Orta Doğu'dan çekilme stratejisi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. ABD'nin bölgesel yönetimi bırakması, Türkiye'nin bölgesel etkisini artırma imkânı sunuyor. Özellikle Suriye, Irak ve Libya gibi ülkelerde Türkiye'nin askeri ve diplomatik varlığı, ABD'nin boşalttığı alanı doldurabilir. Ancak İran'ın yayılmacı politikaları ve Rusya'nın artan etkisi, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Ayrıca, ABD'nin çekilmesiyle PKK/YPG gibi terör örgütlerine verilen destek belirsizleşebilir; bu da Türkiye'nin sınır güvenliği için yeni denklemler yaratabilir. Ekonomik açıdan, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve ticaret yollarının güvenliği, Türkiye'nin enerji ithalatını ve ihracatını etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte bölgesel müttefikleriyle işbirliğini güçlendirerek ve kendi savunma kapasitesini artırarak konumunu sağlamlaştırmalı.