WASHINGTON, 9 Eylül - ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, hafta başında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile "harika" bir görüşme gerçekleştirdiğini ve Rus liderin Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için bir anlaşma yapmak istediğini belirtti. Trump'ın bu sözleri, Washington ile Moskova arasında son haftalarda artan temasların ardından geldi ve savaşın seyri açısından kritik bir döneme işaret ediyor.
Görüşmenin perde arkası ve savaşın gidişatı
Trump, Putin ile yaptığı görüşmeyi "harika" olarak nitelendirirken, görüşmenin içeriğine dair ayrıntı vermedi. Ancak ABD basınına yansıyan bilgilere göre, iki lider arasındaki temas, Ukrayna'daki çatışmaların başlangıcından bu yana en üst düzey doğrudan görüşme olma özelliği taşıyor. Trump'ın açıklaması, Beyaz Saray'ın Ukrayna politikasında bir değişim sinyali olarak yorumlandı. ABD Başkanı, seçim kampanyası sırasında savaşı hızla bitireceği vaadinde bulunmuştu.
Rusya Devlet Başkanı Putin ise geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamalarda, müzakere masasına dönmeye hazır olduklarını ancak bunun "sahadaki gerçekler" temelinde olması gerektiğini söylemişti. Putin, Ukrayna'nın NATO'ya katılma hedefini ve Batı'nın yaptırımlarını sorunun temel nedeni olarak gösteriyor. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Trump'ın açıklamalarına doğrudan yanıt vermedi; ancak Rus yetkililer, diplomatik kanalların açık olduğunu belirtmekle yetindi.
Ukrayna cephesinde ise son haftalarda yoğun çatışmalar yaşanıyor. Rusya, Doğu Ukrayna'da ilerleme kaydetmeye çalışırken, Ukrayna güçleri Batı'dan gelen silah desteğiyle savunma hattını güçlendirmeye çabalıyor. Savaşın başlangıcından bu yana her iki taraf da ağır kayıplar verdi; sivil altyapı büyük ölçüde hasar gördü. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmalarda on binlerce sivil hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden edildi.
Uluslararası tepkiler ve diplomatik hareketlilik
Trump'ın açıklamalarının ardından Avrupa başkentlerinden temkinli mesajlar geldi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, "Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve egemenliği Avrupa'nın ortak tutumudur; herhangi bir anlaşma bu ilkeleri temel almalıdır" dedi. NATO Genel Sekreteri ise ittifakın Ukrayna'ya desteğinin süreceğini yineledi. Almanya ve Fransa, olası bir barış girişimini memnuniyetle karşılayacaklarını ancak Kiev'in onayı olmadan hiçbir adım atılmaması gerektiğini vurguladı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Trump'ın açıklamalarına doğrudan yanıt vermemekle birlikte, daha önce yaptığı konuşmalarda "adil bir barış" istediklerini, ancak toprak tavizinin kabul edilemez olduğunu defalarca dile getirmişti. Zelenski, Batı'nın askeri desteğinin sürmesi halinde savunma hatlarını koruyabileceklerini belirtiyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, yaptığı yazılı açıklamada, tüm tarafları diyalog yoluyla çözüm bulmaya çağırdı ve Çin'in barışçıl çözüm için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu yineledi. Türkiye ise daha önce olduğu gibi arabuluculuk rolünü sürdürebileceğini göstermiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan savaşın başından bu yana Putin ve Zelenski ile temaslarını sürdürmüştü.
Trump'ın açıklamaları, ABD'nin Ukrayna'ya verdiği askeri ve mali desteğin geleceği konusunda soru işaretleri yarattı. Kongre'deki bazı Cumhuriyetçi isimler, yardımların gözden geçirilmesi gerektiğini savunurken, Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler Ukrayna'nın yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguluyor. Pentagon, savunma yardımlarının şu an için devam ettiğini ancak yeni bir strateji üzerinde çalışıldığını açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Başkanı Trump'ın Putin ile görüşmesi ve Rus liderin anlaşmaya sıcak bakması, Türkiye'nin Ukrayna savaşındaki denge politikası açısından kritik bir an. Türkiye, savaşın başından bu yana hem Ukrayna'ya hem Rusya'ya mesafeli durarak arabuluculuk rolünü korudu; İstanbul tahıl koridoru anlaşması ve esir takasları gibi somut adımlarla diplomasi sahnesinde etkili oldu. Olası bir barış sürecinde Türkiye'nin garantörlük veya ev sahipliği gibi roller üstlenmesi, bölgesel nüfuzunu artırabilir. Ayrıca Rusya ile enerji ve ticaret bağları, Batı yaptırımlarına rağmen devam ediyor; bu durum Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını korumasını gerektiriyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamındaki tutumu ise Karadeniz'deki istikrar için hayati. Ankara'nın dikkatli ve çok yönlü diplomasisi, savaş sonrası güvenlik mimarisinde belirleyici olabilir.