Eski bir ABD yetkilisi Newsweek'e yaptığı açıklamada, İsrail ile Türkiye arasındaki çatışma olasılığının "bir anlamda oldukça yüksek" olduğunu belirtti. Bu açıklama, Donald Trump yönetiminin ikinci döneminde Ortadoğu'da en büyük krizin İran'dan değil, iki müttefik arasında yaşanabileceğine işaret ediyor. Türkiye ve İsrail arasındaki gerilim, son aylarda Suriye, Filistin ve bölgesel nüfuz mücadelesi gibi konularda tırmanışa geçmişti. Uzmanlar, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 2010'daki Mavi Marmara krizinden bu yana en düşük seviyede olduğunu vurguluyor. Bu gelişme, Amerikan dış politikasında önemli bir sınamaya işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
Türkiye ve İsrail arasındaki gerilim, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşıyla yeniden alevlendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını sert bir dille eleştirirken, İsrail Dışişleri Bakanı'nın yaptığı açıklamalar da tansiyonu yükseltti. Öte yandan, Suriye'de Esad rejiminin çöküşünün ardından Türkiye'nin bölgedeki etkisi artarken, İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki varlığını genişletmesi ve Suriye'nin güneyinde tampon bölge ilan etmesi Ankara'yı rahatsız etti. İki ülke arasında ayrıca, Hamas ve Müslüman Kardeşler'e verdikleri destek nedeniyle ideolojik bir rekabet de mevcut.
Eski ABD'li yetkili, bu gerilimlerin geçmişteki krizlere benzemediğini, çünkü artık askeri kapasitelerin ve bölgesel dinamiklerin değiştiğini ifade ediyor. Özellikle Türkiye'nin İHA ve SİHA teknolojisindeki ilerlemeleri ve İsrail'in hava savunma sistemleri, olası bir çatışmanın sonuçlarını öngörülemez kılıyor. ABD'deki düşünce kuruluşlarında yapılan analizlerde, iki NATO müttefiki arasında doğrudan bir askeri çatışmanın çıkma ihtimalinin düşük olduğu ancak vekalet savaşlarının derinleşebileceği belirtiliyor. Bu durum, bölgesel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Türkiye-İsrail gerilimi, Ortadoğu'nun yanı sıra küresel güç dengelerini de etkileme potansiyeli taşıyor. ABD, her iki ülkeyle de stratejik ortaklık ilişkisi içinde; ancak Washington yönetimi, İsrail'e olan bağlılığı ile Türkiye'nin NATO'daki önemi arasında bir denge kurmak zorunda. Avrupa Birliği ve Rusya da bu gerilimi yakından izliyor. Rusya, Suriye'deki askeri varlığıyla Türkiye'ye yakın dururken, İsrail ile de çıkarlarını dengelemeye çalışıyor. Bu karmaşık ittifak ağı, olası bir krizin sadece bölgesel kalmayıp küresel aktörleri de içine çekebileceği endişesini artırıyor. Uzmanlar, ABD'nin arabuluculuk rolünün bu süreçte belirleyici olacağını savunuyor.
İki ülke arasındaki enerji rekabeti de bir diğer boyutu oluşturuyor. Doğu Akdeniz'deki doğalgaz rezervleri, hem Türkiye hem İsrail için stratejik öneme sahip. İsrail'in Mısır'a doğalgaz ihraç etmesi ve Türkiye'nin de kendi enerji köprüsü olma hedefi, iki ülkeyi karşı karşıya getiren ekonomik unsurlar arasında. Bu rekabetin, bölgesel iş birliği fırsatlarını da beraberinde getirebileceği ancak siyasi krizlerin bu fırsatları gölgede bıraktığı belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin dış politikasında belirleyici bir rol oynayabilir. Ankara'nın İsrail ile yaşayabileceği bir kriz, hem ABD ile ilişkilerini hem de NATO içindeki konumunu etkileme riski taşıyor. Ancak Türkiye'nin son dönemdeki aktif bölgesel politikaları, İsrail ile rekabeti göze alabileceği sinyallerini veriyor. Özellikle Filistin davasına verdiği destek ve Arap kamuoyundaki popülaritesi, Erdoğan hükümetinin elini güçlendiriyor. Bununla birlikte, ekonomik zorluklarla mücadele eden Türkiye'nin, Körfez ülkeleriyle yakınlaşma çabalarıyla da denge kurmaya çalışması, dış politikada çok boyutlu bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Bu bağlamda, olası bir krizin yönetimi, Ankara'nın diplomatik becerisini test edecek.