ABD'de 6 Kasım ara seçimlerine 45 gün kala Başkan Donald Trump'ın onay oranlarındaki zayıflık, Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'deki çoğunluğunu koruma çabalarını gölgeliyor. Son anketler, Trump'ın görev onayının tarihsel ortalamaların altında seyrettiğini ve seçmenlerin ekonomi, sağlık ve göç gibi temel konulardaki memnuniyetsizliğinin sürdüğünü gösteriyor. Bu durum, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato'daki kontrolünü kaybetme riskini artırırken, Demokratların seçim rüzgarını arkasına almasına yol açabilir.
Trump'ın Onay Oranlarındaki Zayıflık
Başkan Trump'ın onay oranları, göreve geldiğinden bu yana hiç yüzde 50'nin üzerine istikrarlı bir şekilde çıkamadı. RealClearPolitics anket ortalamasına göre, Ekim 2018 itibarıyla onay oranı yaklaşık yüzde 42, onaylamama oranı ise yüzde 53 seviyelerinde. Bu rakamlar, ara seçimlerde başkanın partisinin genellikle kayıp yaşadığı tarihsel eğilimi destekliyor. Trump'ın özellikle banliyölerde, kadın seçmenler ve bağımsızlar arasında düşük onay oranları, Cumhuriyetçi adaylar için kritik eyaletlerde dezavantaj yaratıyor.
Cumhuriyetçiler, vergi indirimleri ve ekonomik büyüme gibi konularda kampanya yürütse de, Trump'ın kişisel popülerliğindeki düşüş ve devam eden Rusya soruşturması, partinin mesajını gölgeliyor. Beyaz Saray, ekonomiye odaklanarak seçmenleri ikna etmeye çalışsa da, anketler seçmenlerin sağlık hizmetleri ve göç gibi konularda Demokratlara daha fazla güvendiğini gösteriyor. Özellikle Yüksek Mahkeme yargıcı Brett Kavanaugh'un atanma sürecindeki tartışmalar, Cumhuriyetçi tabanı konsolide etse de, ılımlı seçmenleri uzaklaştırmış olabilir.
Ara Seçimlerde Dengeler
Temsilciler Meclisi'nde 435 sandalyenin tamamı, Senato'da ise 35 sandalye için yarış var. Demokratların Temsilciler Meclisi'ni kazanmak için net 23 sandalye kazanması gerekiyor. Anketler, Demokratların ulusal düzeyde yaklaşık 7-8 puan önde olduğunu gösteriyor; bu da Meclis çoğunluğunu alabileceklerine işaret ediyor. Ancak Senato'da Demokratların savunmada olduğu eyaletler (North Dakota, Missouri, Indiana gibi) nedeniyle Cumhuriyetçilerin çoğunluğu koruması daha olası görülüyor.
Cumhuriyetçilerin stratejisi, Trump'ın tabanını harekete geçirmek ve ekonomik başarıları öne çıkarmak üzerine kurulu. Başkan, mitinglerde "kırmızı dalga" yaratacaklarını iddia ediyor. Ancak tarihsel veriler, başkanın onay oranı düşükken partisinin ara seçimlerde ortalama 30-40 sandalye kaybettiğini gösteriyor. 2010'da Obama'nın onayı yüzde 45 iken Demokratlar 63 sandalye kaybetmişti; 1994'te Clinton'ın onayı yüzde 46 iken Cumhuriyetçiler 54 sandalye kazanmıştı. Trump'ın mevcut onayı bu seviyelerin altında olduğu için Cumhuriyetçiler için tablo endişe verici.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD ara seçimleri, sadece Amerikan iç siyasetini değil, küresel dengeleri de etkiliyor. Kongre'nin el değiştirmesi, Trump yönetiminin dış politika hamlelerini sınırlayabilir. Özellikle ticaret savaşları, İran yaptırımları ve NATO'ya yönelik tutum gibi konularda Demokratların Meclis'i kazanması halinde daha fazla denetim gelebilir. Ayrıca, Kongre'nin bütçe onayı ve yasa yapma süreçlerinde yaşanacak tıkanıklık, küresel piyasaları da etkileyebilir.
Avrupa ve Asya müttefikleri, Washington'daki siyasi belirsizliği yakından izliyor. Ticaret müzakereleri, iklim anlaşmaları ve güvenlik iş birlikleri açısından Kongre'nin kompozisyonu belirleyici olacak. Özellikle Türkiye gibi stratejik ortaklar, ABD'nin Suriye, İran ve NATO politikalarında yaşanabilecek değişimleri takip ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ara seçimleri, Türk dış politikası ve ekonomisi açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Kongre'de Demokratların çoğunluğu kazanması, Türkiye'ye yönelik yaptırım ve silah satışı gibi konularda daha fazla denetim ve olası kısıtlama anlamına gelebilir. Özellikle S-400 alımı nedeniyle uygulanan CAATSA yaptırımları ve F-35 krizi, Kongre'nin tutumuna bağlı olarak şekillenebilir. Ayrıca, Suriye'deki PYD/YPG ile iş birliği konusunda Kongre'nin baskısı artabilir. Ekonomik açıdan ise ABD'deki siyasi istikrarsızlık, dolar/TL kurunu ve küresel risk iştahını etkileyerek Türkiye'ye yansıyabilir. Türkiye, her iki partinin de desteğini kazanmak için diplomasi kanallarını açık tutmalı.