ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakerelerde 'büyük ilerleme' kaydedildiğini duyururken, sahadan gelen haberler bu iyimserliği desteklemiyor. Taraflar arasında kapsamlı bir nükleer anlaşmaya varılmasının hâlâ çok uzak olduğu belirtiliyor ve ABD-İran çatışmasının yeni bir statükoya yerleşme riski giderek artıyor. Bu durum, bölgede zaten kırılgan olan dengeleri daha da karmaşık hale getiriyor.
Müzakerelerdeki tıkanıklık ve Trump'un açıklamaları arasındaki çelişki
Trump, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada İran'la nükleer konularda 'önemli adımlar' atıldığını iddia etse de, müzakerelere yakın kaynaklar bu söylemin gerçeği yansıtmadığını söylüyor. Özellikle uranyum zenginleştirme seviyeleri, yaptırımların kaldırılması ve balistik füze programı gibi kritik başlıklarda taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. ABD'nin İran'a yönelik maksimum baskı politikasını sürdürmesi ve İran'ın da taviz vermeye yanaşmaması, müzakerelerin çıkmaza girmesine neden oluyor.
Uzmanlara göre, Trump'ın bu iyimser açıklamaları, iç kamuoyuna başarı gösterme çabasından kaynaklanıyor. Özellikle 2024 başkanlık seçimleri öncesinde dış politikada bir zafer kazanma ihtiyacı duyan Trump, nükleer müzakerelerde somut bir ilerleme olmasa bile bunu bir başarı olarak lanse etmeye çalışıyor. Ancak İran yönetimi, ABD'nin güvenilirliğini sorguluyor ve daha önce 2015 nükleer anlaşmasından (JCPOA) tek taraflı çekilen Washington'a güvenmediğini her fırsatta dile getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir statüko mu doğuyor?
ABD ile İran arasında diplomatik çözüm arayışlarının tıkanması, Ortadoğu'da yeni bir statükonun oluşmasına yol açabilir. Bu statüko, ne tam bir savaş ne de kapsamlı bir barış anlamına geliyor; daha çok düşük yoğunluklu çatışmalar, vekâlet savaşları ve ekonomik yaptırımlarla yönetilen bir belirsizlik dönemi. İran'ın nükleer faaliyetlerini uluslararası denetim altına almadan sürdürmesi, bölgedeki diğer aktörleri (Suudi Arabistan, İsrail, BAE) endişelendiriyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için askeri seçenekleri masada tutuyor.
Küresel ölçekte ise petrol fiyatları ve enerji güvenliği üzerindeki etkiler öne çıkıyor. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği ve İran'ın petrol ihracatına yönelik yaptırımlar, küresel petrol arzında dalgalanmalara neden olabiliyor. Ayrıca Çin ve Rusya, İran'la olan ticari ve askeri işbirliklerini derinleştirerek ABD'nin yaptırım politikasını etkisiz kılmaya çalışıyor. Bu durum, ABD'nin Ortadoğu'daki etkisinin sorgulanmasına ve Çin-Rusya ekseninin bölgede daha aktif rol almasına zemin hazırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki nükleer müzakerelerin tıkanması ve yeni bir statükonun oluşma riski, Türkiye'yi doğrudan etkilemektedir. Türkiye, hem İran'la komşu olması hem de ABD ile müttefiklik ilişkisi nedeniyle bu gerilimden en çok etkilenen ülkelerden biridir. Olası bir çatışma veya yaptırımların derinleşmesi, Türkiye'nin enerji ithalatını, güney sınırlarının güvenliğini ve bölgesel ticaretini doğrudan etkileyecektir. Ayrıca İran'daki Türkmen ve Azeri nüfusun durumu, Ankara'nın insani ve diplomatik ilgisini gerektirmektedir. Türkiye, bu süreçte hem ABD hem İran'la diyaloğunu sürdürerek arabulucu rolünü güçlendirmeye çalışsa da, iki ülke arasındaki derin güvensizlik bu çabaları zora sokmaktadır.