Eski ABD Başkanı Donald Trump, NBC kanalının efsanevi programı "Meet the Press" için verdiği röportajı öfkeyle terk etti. Trump, programın moderatörü Kristen Welker'in, Trump’ın seçim sahtekarlığı iddialarını çürütmesi üzerine stüdyoyu terk ederken, kendi “savaş yok” vaatlerini de inkâr etti. Welker ayrıca Trump'a İran savaşı, tartışmalı "anti-silah edinme" fonu ve yaşam maliyeti gibi önemli konuları sormuştu. Görüşmenin tamamı henüz yayınlanmazken, Trump’ın özellikle İran ile ilgili sorulara verdiği yanıtlar gerginliğin fitilini ateşledi.
Gelişmenin arka planı
Trump, görev süresi boyunca “savaş istemeyen başkan” imajı çizmeye çalışmış, özellikle İran ve Orta Doğu’da askeri müdahalelere sıcak bakmadığını söylemişti. Ancak son röportajda, Welker’in “İran ile savaş riskini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Trump, “Ben savaş istemiyorum, ama her şey mümkün” yanıtını verdi. Welker hemen Trump’ın daha önceki tweet’lerini ve vaatlerini hatırlatarak, “Siz ‘savaş olmayacak’ demiştiniz” dedi. Bunun üzerine Trump, “Ben asla öyle bir şey söylemedim. Her zaman güçlü olmamız gerektiğini söyledim. Size yalan söylüyorlar” diyerek kendi geçmiş açıklamalarını inkâr etti.
Trump ayrıca Welker’in, “anti-weaponization” (silahlanma karşıtı) fonu olarak bilinen ve milyarlarca dolarlık bir kalkınma yardım programı hakkındaki sorusuna da öfkeliydi. Bu fon, Trump yönetimi tarafından başlatılmış olsa da, birçok kez fonun amacının dışında kullanıldığı iddia edilmişti. Welker, “Sizin başlattığınız bu fon, aslında silah satışlarını finanse etmek için mi kullanıldı?” sorusuna Trump, “Bu saçma bir iddia. Ben en büyük barışsever başkanım” yanıtını verdi. Ardından Welker’in yaşam maliyeti enflasyonu ve Trump dönemi ekonomisine dair soruları da Trump’ı iyice öfkelendirdi. Trump, enflasyonu “Biden’ın suçu” olarak nitelerken, kendi döneminde ekonominin “müthiş” olduğunu savundu.
NBC kaynaklarına göre, Trump röportajın 45. dakikasında aniden “Bu kadar yeter” diyerek mikrofonunu çıkardı ve stüdyoyu terk etti. Programın yapımcıları daha sonra Trump’ın ekibini arayarak röportajın geri kalanını tamamlama teklifinde bulunmuş, ancak Trump’ın danışmanları “Başkan yorgun ve rahatsız” gerekçesiyle teklifi reddetmiş.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump’ın bu çıkışı, sadece bir televizyon röportajının ötesinde anlam taşıyor. Trump, 2024 seçimlerine hazırlanırken, eski Başkan, özellikle dış politika konularında kendine güvenen bir profil sergilemeye çalışıyor. Ancak İran savaşı gibi kritik bir konuda kendi geçmiş açıklamalarıyla çelişmesi, muhalifleri tarafından “Trump’ın sözlerinin güvenilmez olduğunu” kanıtlamak için kullanılabilir.
Öte yandan, Trump’ın “savaş yok” vaadi, özellikle Orta Doğu’da ABD askerlerinin bulunduğu ülkelerde (Irak, Suriye, Suudi Arabistan) büyük yankı uyandırmış ve Trump’ın bu vaadiyle İran’ı nükleer anlaşmaya zorlayacağı beklentisi oluşmuştu. Ancak Trump’ın bu vaatten dönmesi, ABD’nin İran politikasında yeniden bir belirsizlik dönemine girildiğine işaret ediyor. Analistler, Trump’ın bu kriz yönetimi becerisizliğini bir “zaafiyet” olarak değerlendirirken, Biden yönetimine de İran konusunda daha fazla manevra alanı sağlayabilir.
Ayrıca, “anti-weaponization” fonuna yönelik sorular, Trump’ın silah lobileriyle ilişkilerini yeniden gündeme taşıdı. Trump, başkanlığı döneminde Suudi Arabistan ve BAE’ye büyük silah satışlarına onay vermiş, bu fon da eleştirilmişti. Şimdi ise Trump’ın bu fonu “barış fonu” olarak savunmaya devam etmesi, hem Cumhuriyetçi hem Demokrat çevrelerde “samimiyetsizlik” olarak yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD’nin İran politikasındaki belirsizlikten doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında. Trump’ın “savaş yok” vaadinden dönmesi, ABD-İran arasında tansiyonun yükselmesi halinde Türkiye’nin güney sınırında yeni bir istikrarsızlık riski doğurabilir. Ayrıca Trump’ın anti-weaponization fonu ile ilgili tartışmaları, Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılması beklentilerini de etkileyebilir. Trump yönetimiyle “güçlü lider” teması kuran Türkiye, Trump’ın bu tür açıklamalarının ardından ABD’nin Ortadoğu politikasında öngörülebilirliğin azaldığını görmekte. Bu durum, Ankara’nın Moskova ve Tahran ile alternatif angajman arayışlarını hızlandırabilir.