ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance’in İsviçre’de İran ile nükleer müzakerelere başlamasının hemen ardından İran yönetimine sert bir uyarı gönderdi. Trump, Truth Social platformunda yaptığı açıklamada, “İran, Lübnan’daki yüksek maaşlı vekil güçlerinin derhal sorun çıkarmayı bırakmasını sağlamalı. Aksi takdirde İran’a çok sert vuracağız” ifadelerini kullandı. Bu tehdit, ABD ile İran arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlıkta yeni bir gerilim dalgası yaratırken, tarafların bir yandan masada anlaşma ararken diğer yandan sahada çatışma riskini artırdığı bir döneme işaret ediyor.
Nükleer Müzakereler ve Lübnan Bağlantısı
Başkan Yardımcısı Vance, 6 Nisan 2025 Pazar günü İsviçre’nin Montrö kentinde İranlı müzakerecilerle bir araya geldi. Görüşmelerin ana gündem maddesi, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) yeniden canlandırılması ve İran’ın nükleer faaliyetlerine sınırlama getirilmesi olarak belirtiliyor. Vance’in ekibi, görüşmelerin “yapıcı” geçtiğini ancak henüz somut bir ilerleme kaydedilmediğini duyurdu. Ancak Trump’ın eşzamanlı tehdidi, müzakerelerin arka planında İran’ın bölgesel faaliyetlerine yönelik ABD’nin toleransının düşük olduğunu gösteriyor. Trump, İran’ın Lübnan’daki vekil güçleri olarak Hizbullah’ı işaret ediyor. Hizbullah, İran’ın en önemli müttefiklerinden biri olup Lübnan siyasetinde ve askeri alanda etkin bir rol oynuyor. ABD, Hizbullah’ı terör örgütü olarak tanımlıyor ve İran’ın bu gruba yıllık yüz milyonlarca dolar destek sağladığını iddia ediyor. Trump’ın ‘yüksek maaşlı vekiller’ ifadesiyle kastettiği de bu mali ve askeri destek.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Trump’ın tehdidine henüz resmi yanıt vermedi ancak İran devlet medyası, Tahran’ın “bölgesel varlığını savunma hakkı” olduğunu vurgulayan yayınlar yapıyor. Uzmanlar, ABD’nin bu tehdidinin İran üzerinde baskı oluşturmayı amaçladığını, ancak Tahran’ın nükleer müzakerelerde elini güçlendirmek için bölgesel kartı kullanabileceğini belirtiyor. Öte yandan, Lübnan’da Hizbullah’ın siyasi nüfuzu ve askeri kapasitesi, ülkenin zaten kırılgan olan ekonomik ve siyasi yapısına ek bir yük getiriyor. Lübnan Başbakanı Necip Mikati, yaptığı açıklamada, “Ülkemizin bir çatışma alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz” diyerek tarafları itidal çağrısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump’ın tehdidi, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, aynı zamanda Orta Doğu’nun dengelerini de etkiliyor. İsrail, ABD’nin İran’a yönelik sert tutumunu memnuniyetle karşılarken, Başbakan Binyamin Netanyahu yaptığı yazılı açıklamada, “İran’ın nükleer silah edinmesi sadece İsrail için değil, tüm dünya için bir tehdittir. ABD’nin kararlı duruşunu destekliyoruz” ifadelerini kullandı. İsrail, uzun süredir İran’ın nükleer programına karşı askeri seçenekleri masada tutuyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD ile İran arasındaki gerilimin artmasından endişe duyuyor. Bu ülkeler, İran’ın bölgesel nüfuzuna karşı koyarken aynı zamanda kendi topraklarının bir çatışma alanına dönüşmesini istemiyor. OPEC üyesi olan İran’a yönelik olası bir ABD askeri müdahalesi, küresel petrol fiyatlarını da etkileyebilir. Ekonomistler, böyle bir senaryoda Brent petrolün varil fiyatının 100 doların üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor.
Nükleer müzakerelerin akıbeti belirsizliğini korurken, Trump yönetiminin aynı anda hem diplomatik kanalları açık tutup hem de askeri tehditler savurması, çelişkili bir strateji olarak değerlendiriliyor. Uluslararası Kriz Grubu’ndan analist Ali Vaez, “Washington, Tahran’ı müzakere masasında taviz vermeye zorlamak için baskıyı artırıyor. Ancak bu tür tehditler, İran’ın daha da sertleşmesine ve müzakerelerden çekilmesine yol açabilir” yorumunu yaptı. Fransa ve Almanya, ABD’ye itidal çağrısında bulunurken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, tarafları diyalog yoluyla çözüm bulmaya davet etti. Çin ve Rusya ise ABD’nin tek taraflı eylemlerine karşı çıkarak İran’a destek sinyali verdi. Bu durum, nükleer müzakereleri daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu gerilim, Türkiye’nin doğrudan komşusu olan İran ile ilişkilerini ve Türkiye’nin bölgesel politikalarını etkileme potansiyeli taşıyor. Türkiye, İran ile enerji ithalatı ve ticaret bağlantılarına sahip; ayrıca Suriye, Irak ve Kafkaslar’da zaman zaman ihtilaflı hedeflere rağmen işbirliği yapıyor. Trump’ın tehdidi, İran üzerindeki baskıyı artırarak Ankara’yı zor bir denge politikasına itebilir. Türkiye, ABD ile NATO müttefiki olmasına karşın, İran’a yönelik aşırı yaptırım veya askeri harekatların bölgesel istikrarı bozmasından endişe ediyor. Özellikle Suriye’de İran destekli güçlerin varlığı, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını artırıyor. Ayrıca, olası bir askeri çatışma, Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye sığınmacı akınına ve terör riskinin yükselmesine neden olabilir. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın, taraflara itidal çağrısı yapması ve diplomatik çözümü desteklemesi bekleniyor. Bu kriz, Türkiye’nin bölgesel arabuluculuk rolünü de test edebilir.