ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba sabahı yaptığı açıklamada, İsrail'i ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanan ve İran destekli Hizbullah'a karşı yürüttüğü askeri operasyonlarda 'sağduyu kullanmaya' çağırdı. Trump, bu ifadeyi Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile gerçekleştirdiği ikili görüşme sonrası basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede dile getirdi. Beyaz Saray'da gerçekleşen görüşmenin ardından konuşan Trump, İsrail'in güvenlik endişelerini anladığını ancak operasyonların orantılı olması gerektiğini vurguladı. Bu açıklama, İsrail ordusunun Lübnan sınırında Hizbullah mevzilerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geldi. Trump'ın sözleri, ABD yönetiminin müttefiki İsrail'e yönelik geleneksel desteği ile bölgesel istikrarı koruma arasındaki hassas dengeyi yansıtıyor.
Trump'ın Mesajı ve Arka Planı
Trump'ın 'sağduyu' çağrısı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Hizbullah'a karşı daha sert bir askeri strateji benimsediği bir döneme denk geliyor. İsrail ordusu son haftalarda Lübnan'ın güneyindeki Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılarını artırmış ve İran'ın bölgedeki nüfuzunu kırmak için kapsamlı bir plan yürüttüğünü duyurmuştu. Trump'ın bu uyarısı, Washington'un Tel Aviv'e verdiği koşulsuz desteğin sınırlarını göstermesi açısından önem taşıyor. Zira ABD yönetimi, bir yandan İran'ın bölgesel faaliyetlerine karşı sert bir tutum sergilerken, diğer yandan geniş çaplı bir savaşın Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırmasından endişe ediyor. Beyaz Saray kaynakları, Trump'ın Netanyahu'ya özel görüşmelerde de benzer uyarılarda bulunduğunu, ancak kamuoyu önünde daha temkinli bir dil kullandığını aktarıyor. Uzmanlar, Trump'ın bu açıklamasının, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde savaş karşıtı seçmenleri yatıştırma ve aynı zamanda İsrail lobisinin desteğini kaybetmeme stratejisinin bir parçası olduğunu değerlendiriyor.
Hizbullah ise Trump'ın sözlerine henüz resmi bir yanıt vermedi. Ancak örgütün medya kanalları, İsrail'in saldırılarına karşı misilleme yapma hakkını saklı tuttuğunu belirten açıklamalar yayımladı. Lübnan hükümeti ise uluslararası topluma, İsrail'in egemenliğini ihlal ettiği gerekçesiyle çağrıda bulunarak ateşkes talep etti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin konuyla ilgili acil toplantı yapması bekleniyor. Bu gelişmeler, bölgede tansiyonun giderek yükseldiğini ve Trump'ın müdahalesinin krizi yatıştırmaya yetmeyebileceğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın açıklaması, ABD'nin Ortadoğu'daki angajmanının yeniden şekillendiği bir dönemde geliyor. Amerikan yönetimi, Irak ve Suriye'deki asker sayısını azaltma niyetini daha önce duyurmuş, ancak İran'ın nüfuzunu sınırlama konusunda kararlı olduğunu vurgulamıştı. İsrail-Hizbullah çatışmasının tırmanması, ABD'nin bölgedeki müttefiklerini (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn gibi) de endişelendiriyor. Körfez ülkeleri, Hizbullah'ın İran'ın bir vekil gücü olarak görüyor ve çatışmanın yayılması halinde kendi güvenliklerinin tehdit altına gireceğinden korkuyor. Bu nedenle, Trump'ın çağrısı Körfez'de olumlu karşılandı ancak İsrail'in operasyonlarını durduracağına dair bir beklenti oluşturmadı.
Rusya ve Çin ise konuya temkinli yaklaşıyor. Moskova, Hizbullah'ı terör örgütü olarak tanımıyor ve Lübnan'ın egemenliğine saygı gösterilmesi çağrısı yapıyor. Pekin ise tarafları diyaloga davet ederken, BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin İsrail lehine bir karar almasını engellemeye çalışıyor. Bu durum, uluslararası toplumun Ortadoğu'da bir kez daha kutuplaştığını gösteriyor. Ekonomik boyutta ise, çatışmaların sürmesi küresel petrol fiyatlarında dalgalanmaya neden oluyor. Brent petrolün varil fiyatı, Trump'ın açıklamasının ardından yüzde 2 oranında geriledi ancak jeopolitik risk priminin yüksek kalması nedeniyle piyasalar tedirgin.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Hizbullah gerilimini yakından izliyor. Ankara, bölgede istikrarsızlığın artmasını istemiyor; zira bu durum Suriye'deki iç savaşın yeniden alevlenmesine ve Türkiye'nin güney sınırında yeni bir güvenlik krizine yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek ve İsrail ile son dönemde normalleşme çabaları, bu çatışmada dengeli bir pozisyon almasını gerektiriyor. Türk yetkililer, hem İsrail'in meşru güvenlik endişelerini hem de Lübnan'ın toprak bütünlüğünü vurgulayan bir dil kullanmaya özen gösteriyor. Trump'ın 'sağduyu' çağrısı, Türkiye'nin de benzer bir çizgide ateşkes ve diyalog çağrıları yapmasına zemin hazırlıyor. Ekonomik olarak ise, bölgedeki tansiyonun düşmemesi halinde Türkiye'nin turizm ve ticaret gelirleri olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle Ankara, çatışmanın yayılmasını önlemek için diplomatik girişimlerini sürdürüyor.