ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik son haftalarda yoğunlaşan askeri saldırıları, kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde Beyaz Saray'ı yeniden tehlikeli bir zemine sürüklüyor. Geçtiğimiz günlerde Basra Körfezi'nde İran destekli unsurlara karşı düzenlenen hava harekatları, Trump yönetiminin artık sadece diplomatik değil, doğrudan askeri güç kullanma eşiğini yükselttiğini gösteriyor. Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, son iki haftada İran'a bağlı milis gruplara yönelik en az altı farklı noktada saldırı düzenlendi. Bu gelişmeler, Trump'ın 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlayan gerilimin sıcak çatışmaya dönüşme riskini artırıyor.
Gelişmenin arka planı
Son saldırı dalgası, ABD'nin Irak'taki askeri varlığına yönelik roketli saldırılara misilleme olarak başladı. Ancak Trump yönetiminin seçim öncesinde "güçlü lider" imajını pekiştirme çabası, askeri harekatların kapsamını genişletiyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien, son basın açıklamasında İran'ın ABD güçlerine yönelik her tehdidin karşılıksız kalmayacağını vurguladı. Buna karşılık, Demokrat Parti cephesi, Başkan'ın Kongre onayı olmadan savaş kararı alamayacağını hatırlatarak, Trump'ı yetkilerini aşmakla suçluyor. Eski Başkan Yardımcısı Joe Biden da yaptığı açıklamada, "Bu saldırılar bölgeyi daha da istikrarsızlaştırıyor ve Amerikan askerlerini gereksiz riske atıyor" dedi.
İç politikada ise, sağlık sigortası primlerindeki artış ve Kentucky Valisi'nin Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın sağlık durumuna ilişkin güncelleme talebi gibi konular gündemi meşgul ederken, Trump'ın İran politikası seçmen nezdinde tartışmalı bir hal alıyor. Anket şirketi Gallup'un verilerine göre, Amerikalıların yüzde 54'ü İran'a yönelik askeri müdahaleyi desteklemiyor. Bu oran, özellikle savaş yorgunu seçmen kitlesinde daha da yüksek.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump yönetiminin İran'a yönelik artan askeri baskısı, yalnızca ABD iç siyasetini değil, Ortadoğu'daki güç dengelerini de etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ABD'nin İran'a karşı daha sert bir tutum almasını memnuniyetle karşılarken; Irak, Suriye ve Yemen'deki vekalet savaşları yeniden alevlenme riski taşıyor. Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, ABD saldırılarının Irak'ın egemenliğini ihlal ettiğini belirterek, Bağdat'ın bu çatışmanın tarafı olmak istemediğini vurguladı. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidal çağrısı yaparken, Rusya ve Çin'in İran'a verdiği diplomatik destek dikkat çekiyor. Uzmanlar, ABD'nin İran'a yönelik bu agresif tutumunun, küresel enerji piyasalarında da dalgalanmalara yol açabileceğini belirtiyor. Brent petrol fiyatları son bir haftada yüzde 5 artarak varil başına 85 doları aştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye için birden fazla açıdan kritik önem taşıyor. Ankara, İran'la komşuluk ilişkilerini sürdürürken, ABD ile de NATO müttefiki olarak stratejik diyaloğunu korumak zorunda. Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde yürüttüğü sınır ötesi operasyonlar ve Suriye'deki askeri varlığı, bu çatışmanın doğrudan etki alanında yer alıyor. Ayrıca, İran'a yönelik yeni yaptırımlar ve olası bir sıcak çatışma, enerji ticaretini ve bölgesel güvenlik dengelerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte hem diplomatik kanalları açık tutarak hem de askeri hazırlıklarını gözden geçirerek bir denge politikası izlemek durumunda. Ekonomik boyutta ise, petrol fiyatlarındaki artış cari açığı büyütebilir ve enflasyonist baskıları artırabilir.