ABD Başkanı Donald Trump'ın İran’a yönelik yeni bir mutabakat zaptı (memorandum of understanding) imzaladığına dair haberler, 2015 yılında kabul edilen ve İran nükleer anlaşmasıyla ilgili her türlü düzenlemeyi Kongre’nin onayına tabi kılan bir yasayı yeniden tartışmaya açtı. İran Nükleer Anlaşması İnceleme Yasası (INARA) olarak bilinen bu düzenleme, başkanın İran’a yönelik nükleer taahhütlerini Kongre’nin denetimine açıyor. Trump yönetiminin bu hafta yayımladığı muhtıranın içeriği henüz tam olarak açıklanmasa da, hukukçular ve siyaset bilimciler belgenin yasal bağlayıcılığını ve Kongre’ye sunulması gerekip gerekmediğini sorguluyor.
2015 Yasası ve Kongre Denetimi
2015 yılında, dönemin Başkanı Barack Obama'nın İran’la yürüttüğü nükleer müzakereler sırasında kabul edilen INARA, başkanın İran’a yönelik nükleer programla ilgili herhangi bir anlaşmaya varması durumunda, bu anlaşmanın metnini 30 gün içinde Kongre’ye sunmasını şart koşuyor. Yasa, ayrıca Kongre’nin anlaşmayı onaylamama veya değiştirme yetkisini de elinde bulunduruyor. Bu düzenleme, başkanın tek taraflı olarak İran’a taviz vermesini engellemeyi ve yürütme organının dış politika üzerindeki yetkisini sınırlamayı amaçlıyor. Trump’ın muhtırası, eğer teknik olarak bir “anlaşma” veya “mutabakat” niteliği taşıyorsa, bu yasa kapsamında değerlendirilebilir. Ancak Beyaz Saray sözcüleri, belgenin bağlayıcı olmadığını ve yalnızca yürütme organının iç politikasını yansıttığını öne sürüyor.
Hukuk uzmanları, Trump’ın önceki dönemde İran’a yönelik uyguladığı “azami baskı” politikasının bir devamı olarak görülen muhtıranın, aslında İran’la yeni bir müzakere sürecine kapı aralayabileceğini belirtiyor. Ancak yasanın lafzına göre, herhangi bir “yazılı anlaşma” Kongre’ye bildirilmek zorunda. Eğer muhtıra, İran’ın nükleer faaliyetlerine kısıtlama getirme veya uranyum zenginleştirme seviyelerini düşürme taahhüdü içeriyorsa, bu doğrudan INARA kapsamına girebilir. Trump yönetimi ise belgenin yalnızca bir “mutabakat zaptı” olduğunu ve bağlayıcılık taşımadığını savunarak Kongre’ye sunmayı reddedebilir. Bu durumda, Kongre’nin yasayı uygulatmak için yargıya başvurması veya Trump’ı kınaması olasılıklar arasında.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump’ın İran’a yönelik bu hamlesi, sadece ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda Ortadoğu’daki güç dengelerini de etkileyebilir. İran, 2015 anlaşmasının (JCPOA) 2018’de Trump tarafından tek taraflı olarak terk edilmesinin ardından nükleer programını hızlandırmış ve uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60’a çıkarmıştı. Biden yönetiminin anlaşmayı canlandırma çabaları ise sonuçsuz kalmıştı. Trump’ın yeni muhtırası, İran’a yönelik yaptırımları daha da sertleştirme veya diplomatik bir çözüm arayışına geri dönme sinyali olarak yorumlanabilir. Bölge ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD’nin İran’a karşı daha sert bir tutum takınmasını desteklerken, Avrupa Birliği ve Çin ise diyaloğun sürdürülmesinden yana. Eğer muhtıra Kongre’ye sunulmaz ve yasal bir tartışmaya yol açarsa, ABD’nin İran politikasındaki belirsizlik artabilir. Bu durum, petrol piyasalarında dalgalanmalara ve bölgesel gerilimlerin tırmanmasına neden olabilir.
Öte yandan, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin son açıklamaları, Tahran’ın yeni bir anlaşmaya sıcak bakmadığını, ancak mevcut kazanımlarını korumak istediğini gösteriyor. Trump’ın muhtırası, İran’ın nükleer faaliyetlerini durdurması karşılığında yaptırımların kaldırılması gibi unsurlar içeriyorsa, bu İran için kabul edilemez olabilir. Bölgesel uzmanlar, Trump’ın asıl amacının İran’ı müzakere masasına çekmek değil, seçim öncesi sertlik yanlısı seçmenine mesaj vermek olduğunu düşünüyor. Bu durumda, muhtıra sembolik bir anlam taşıyacak ve fiili bir değişiklik yaratmayacaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la hem komşu hem de enerji ithalatçısı bir ülke olarak nükleer anlaşma sürecinden doğrudan etkileniyor. Trump’ın muhtırası, ABD-İran gerilimini tırmandırırsa, Türkiye’nin güney sınırında yeni bir kriz riski oluşabilir. Ayrıca, İran’a yönelik yaptırımların artması, Türkiye’nin doğalgaz ve petrol ticaretini zora sokabilir. Ankara, bir yandan ABD ile müttefiklik ilişkilerini korumak, diğer yandan İran’la ekonomik bağlarını sürdürmek arasında hassas bir denge kurmak zorunda. Bu gelişme, Türkiye’nin bölgesel arabuluculuk rolünü ön plana çıkarabilir; ancak ABD’nin Kongre süreci nedeniyle yaşanacak belirsizlik, kısa vadede Türk dış politikasını zorlayabilir.