ABD Başkanı Donald Trump, İran ile 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nı (JCPOA) 'kötü bir anlaşma' olarak nitelendirip bu anlaşmadan çekilmiş ve yerine 'daha iyi bir anlaşma' yapacağını vaat etmişti. Ancak Trump yönetiminin İran ile yaptığı Mutabakat Zaptı (MOU), eski Başkan Barack Obama'nın diplomatik mirası olan JCPOA ile karşılaştırıldığında, birçok uzman bu yeni düzenlemenin vaat edilen iyileştirmeyi sağlayıp sağlamadığını sorguluyor. Peki, iki anlaşma arasındaki temel farklar neler ve Trump'ın yaklaşımı gerçekten daha mı avantajlı?
JCPOA'nın Temel Maddeleri ve Trump'ın Ayrılışı
2015 yılında imzalanan JCPOA, İran'ın nükleer programını kısıtlama karşılığında ekonomik yaptırımların hafifletilmesini öngörüyordu. Anlaşma kapsamında İran, uranyum zenginleştirme seviyesini %3.67 ile sınırlandırmış, santrifüj sayısını azaltmış ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetimlerine izin vermişti. Buna karşılık ABD ve AB, İran'a uygulanan petrol, bankacılık ve diğer sektörlerdeki yaptırımları kaldırmıştı. Trump, 2018'de ABD'yi anlaşmadan çekerken, İran'ı balistik füze programı ve bölgesel faaliyetleri konusunda yeterince sınırlamadığı gerekçesiyle anlaşmayı eleştirmişti.
Trump'ın 'maksimum baskı' politikası kapsamında İran'a yeniden uygulanan yaptırımlar, Tahran yönetimini nükleer faaliyetlerini artırmaya yöneltti. İran, JCPOA'nın belirlediği sınırları aşarak uranyumu %60 seviyesine kadar zenginleştirdi ve IAEA'nın denetim kapsamını daralttı. Bu gelişmeler, Trump'ın ayrılışının nükleer krizi daha da derinleştirdiğini gösteriyor.
Trump'ın MOU'u: Farklı Bir Yaklaşım mı?
Trump yönetiminin İran ile 2020'de imzaladığı Mutabakat Zaptı (MOU), JCPOA'nın aksine kapsamlı bir nükleer anlaşma olmaktan ziyade, belirli konularda işbirliğini öngören bir çerçeve anlaşmasıdır. MOU, İran'ın nükleer programına doğrudan sınırlama getirmek yerine, bölgesel güvenlik konuları ve terörle mücadele gibi başlıklara odaklanmaktadır. Uzmanlar, bu anlaşmanın JCPOA'nın aksine bağlayıcı hükümler içermediğini ve her iki taraf için de net bir taahhüt oluşturmadığını belirtiyor. Ayrıca MOU, ABD Kongresi'nin onayına sunulmadığı için siyasi olarak daha kırılgan bir yapıya sahip.
Trump'ın MOU'u, İran'ın balistik füze programını ve bölgesel milis güçlerini hedef alan maddeler içerse de, bu konularda somut bir ilerleme kaydedilmedi. İran, Yemen'deki Husilere ve Suriye'deki rejime desteğini sürdürürken, füze kapasitesini geliştirmeye devam etti. Bu durum, Trump'ın vaat ettiği 'daha iyi anlaşma'nın sahada karşılık bulmadığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İki anlaşma arasındaki temel farklılıklar, bölgesel güç dengelerini de etkiledi. JCPOA, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörler tarafından eleştirilmişti; zira bu ülkeler anlaşmanın İran'ın nükleer kapasitesini tamamen ortadan kaldırmadığını savunuyordu. Trump'ın anlaşmadan çekilmesi ve MOU imzalaması, Suudi Arabistan ve İsrail tarafından olumlu karşılansa da, bu ülkeler arasında İran'a yönelik bir koordinasyon sağlanamadı. Öte yandan Avrupa Birliği, JCPOA'yı desteklemeye devam ederken, Trump'ın politikaları Avrupa ile ABD arasında diplomatik bir uçurum yarattı. Küresel ölçekte ise nükleer silahların yayılmasını önleme rejimi (NPT) zayıfladı; İran'ın nükleer faaliyetlerini artırması, diğer bölgesel güçlerin de nükleer silah edinme ihtimalini gündeme getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer anlaşmasına başından beri mesafeli yaklaşmış, ancak diplomatik çözümü desteklemiştir. Trump'ın MOU'u, belirsiz ve bağlayıcılığı düşük yapısıyla Türkiye için riskleri artırmaktadır. İran'ın nükleer programının kontrolsüz ilerlemesi, bölgesel bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir ve Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Ayrıca ABD ile AB arasındaki görüş ayrılıkları, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde ikilem yaratmaktadır. Türkiye, bu krizde hem ABD hem de AB ile diyaloğunu sürdürmek, bir yandan da İran ile ticari ve enerji ilişkilerini yönetmek zorunda kalmıştır. Uzun vadede, başarısız bir nükleer anlaşma Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar vizyonu açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.