ABD Başkanı Donald Trump, göreve geldiği günden bu yana en tartışmalı dış politika hamlelerinden biri olan İran'a yönelik maksimum baskı politikasını, hedeflerinin çoğuna ulaşamadan sonlandırıyor. Başkanın İran ile vardığı anlaşma, Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılmasını ve bölgesel ekonomik rahatlamayı öngörse de, Tahran'ın nükleer programı hâlâ müzakere masasında kalan en kritik başlık olarak öne çıkıyor. Bu gelişme, Trump yönetiminin 2018'de tek taraflı olarak ayrıldığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) fiilen çöküşünü ve ABD'nin bölgede yeniden angajman arayışını gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Maksimum Baskıdan Müzakereye
Trump yönetimi, 2018'de İran nükleer anlaşmasından çekildikten sonra “maksimum baskı” politikası kapsamında İran'a yönelik ekonomik yaptırımları sertleştirdi. Bu politikalar, İran'ın petrol ihracatını neredeyse sıfıra indirirken, ülke içinde ciddi enflasyon ve işsizlik yarattı. Buna karşılık İran, anlaşmanın yükümlülüklerini kademeli olarak askıya alarak uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar yükseltti ve IAEA denetimlerini kısıtladı. Taraflar arasındaki gerilim, Ocak 2020'de ABD'nin Bağdat'ta İranlı General Kasım Süleymani'yi öldürmesiyle diplomatik bir krize dönüştü.
Başkan Trump'ın son dönemde İran ile müzakerelere yönelmesi, seçim vaatleri arasında yer alan “bitmeyen savaşları sonlandırma” söyleminin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Özellikle Körfez ülkelerinin ve Avrupalı müttefiklerin artan baskısı, Washington'u İran ile dolaylı görüşmelere itti. Umman ve Katar arabuluculuğunda yürütülen bu görüşmelerde, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz güvenliği ve İran'ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması gibi taktiksel konular öncelik kazandı. Ancak nükleer programın kalıcı olarak sınırlandırılması, füze programı ve bölgesel nüfuz gibi stratejik meseleler henüz çözüme kavuşmadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Hürmüz Boğaz'ı ve Petrol Piyasaları
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik bir su yolu. Trump'ın İran ile vardığı anlaşmanın en somut sonucu, bu boğazda seyrüsefer güvenliğinin sağlanması ve petrol fiyatlarındaki oynaklığın azalması oldu. Biden yönetimi döneminde de süren bu eğilim, küresel enerji piyasalarında kısmi bir rahatlama yarattı. Ancak İran'ın nükleer programı konusunda somut bir ilerleme kaydedilmemesi, bölgedeki gerginliğin uzun vadede süreceğine işaret ediyor.
İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasından endişe duyuyor. Trump'ın anlaşması, bu ülkelerin güvenlik endişelerini gidermekten uzak. Öte yandan, ABD'nin İran ile doğrudan müzakere masasına oturması, Körfez ülkeleri arasında yeni bir dengelenme sürecini de beraberinde getirdi. BAE, İran ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken, Suudi Arabistan Çin arabuluculuğunda İran ile normalleşme adımları atıyor. Bu gelişmeler, ABD'nin bölgedeki geleneksel müttefiklik ilişkilerini yeniden tanımlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşuluk ilişkileri ve enerji bağımlılığı nedeniyle bu gelişmeden doğrudan etkileniyor. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından kritik. Ayrıca, ABD-İran geriliminin azalması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki sahadaki hareket alanını genişletebilir. Ancak nükleer programın denetimsiz kalması, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir; bu da Türkiye'yi güvenlik politikalarını gözden geçirmeye zorlayabilir. Türkiye, hem nükleer silahların yayılmasını önleme hem de İran ile dengeli ilişkiler sürdürme arasında hassas bir denge kurmak zorunda.