Eski ABD Başkanı Barack Obama, İran ile yapılması olası yeni bir anlaşmanın, kendi döneminde imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) önemli ölçüde farklı olmayacağını öngördü. Obama'nın bu açıklaması, Biden yönetiminin nükleer müzakerelerdeki tutumuna dair ipuçları verirken, bölgesel dengeleri de etkileyebilecek bir mesaj niteliği taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Obama, bir konferansta yaptığı değerlendirmede, İran'la varılacak herhangi bir anlaşmanın "önemli ölçüde farklı ya da önemli bir iyileştirme" olmasının şüpheli olduğunu ifade etti. Eski başkan, JCPOA'nın İran'ın nükleer programını kısıtlama ve uluslararası denetime tabi tutma konusunda etkili bir model olduğunu savundu. Trump döneminde ABD'nin tek taraflı olarak çekildiği anlaşma, İran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırmasına neden olmuştu. Biden yönetimi, anlaşmaya yeniden dönmeyi hedeflediğini açıklasa da müzakereler şu ana kadar somut bir sonuç vermedi.
Obama'nın yorumları, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini %60'a çıkarması ve uluslararası denetçilerin erişimini kısıtlaması gibi son gelişmeler ışığında dikkat çekiyor. JCPOA'nın yeniden canlandırılması için yürütülen müzakerelerde, ABD'nin yaptırımları kaldırması ve İran'ın nükleer taahhütlerine geri dönmesi gibi konular ele alınıyor. Obama, İran'la diyaloğa dayalı bir yaklaşımı savunsa da Cumhuriyetçi çevrelerden gelen eleştirilere karşı da temkinli bir dil kullandı.
Bölgesel veya küresel boyut
İran nükleer anlaşması, yalnızca ABD-İran ilişkileri değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengeleri açısından da kritik bir öneme sahip. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi bölgesel aktörler, anlaşmanın İran'a sağlayacağı ekonomik rahatlamanın bölgedeki jeopolitik rekabeti etkileyeceğini düşünüyor. İsrail, JCPOA'nın İran'ın balistik füze programını ele almadığını ve bölgesel müdahalelerini sınırlamadığını belirterek anlaşmaya karşı çıkıyor. Suudi Arabistan ise İran'la doğrudan diyalog arayışında olsa da nükleer müzakerelerin sonucuna göre kendi nükleer programını hızlandırabileceği sinyali veriyor.
ABD'nin anlaşmaya dönüşü, aynı zamanda Çin ve Rusya ile olan ilişkileri de etkiliyor. Çin, İran'dan petrol ithalatını artırarak ve anlaşmayı destekleyerek Washington'dan bağımsız bir dış politika izliyor. Rusya ise nükleer müzakerelerde arabuluculuk yaparken, savaştaki rolü nedeniyle Batı ile yaşadığı gerilimi İran dosyasında kullanmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer anlaşmasına ilişkin gelişmeleri yakından izliyor. Türkiye, İran'la sınır komşusu olması ve enerji ithalatında İran'a bağımlılığı nedeniyle anlaşmanın akıbetine duyarlı. Anlaşmanın yeniden canlanması, İran'ın yaptırım yükünü azaltacak ve bölgesel nüfuzunu artırabilecektir. Bu durum, Suriye ve Irak'ta Türkiye-İran rekabetini etkileyebilir. Öte yandan, anlaşmanın bozulması halinde askeri gerilim veya yeni bir mülteci dalgası riski bulunuyor. Türkiye, dengeli bir pozisyon benimseyerek hem İran'la işbirliğini sürdürmekte, hem de ABD ve müttefikleriyle ilişkilerini dengelemeye çalışmaktadır.