ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'ın en zor ulaşılabilir askeri tesisi olan Kazma Dağı (Pickaxe Mountain) sığınağına 'ön kapıdan ateş edebileceği' yönündeki tehdidi, sadece bir söylem değil, aynı zamanda ABD'nin İran'ın yeraltı askeri altyapısını hedeflemedeki karşılaştığı büyük zorlukları da gözler önüne seriyor. Trump, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer ve askeri tesislerine yönelik olası bir askeri müdahalede, özellikle Kazma Dağı'ndaki sığınağın 'ön kapısına' doğrudan bir darbe indirebileceklerini ima etti. Bu tehdit, ABD'nin İran'a karşı artan askeri söyleminin bir parçası olarak değerlendirilirken, uzmanlar bu tür bir saldırının teknik ve stratejik açıdan son derece karmaşık olduğuna dikkat çekiyor.
Kazma Dağı: İran'ın En Korumalı Sığınağı
Kazma Dağı, İran'ın başkenti Tahran'ın yaklaşık 300 kilometre güneydoğusunda, dağlık bir bölgede yer alan ve büyük ölçüde yeraltına inşa edilmiş bir askeri tesistir. İran'ın devrim muhafızlarına ait olduğu düşünülen bu tesis, ülkenin en önemli füze ve mühimmat depolama alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Tesisin, yerin altında 500 metreye kadar derinliklerde inşa edildiği ve betonarme, çelik kaplama ve patlamaya dayanıklı kapılarla korunduğu belirtiliyor. Ayrıca, tesisin girişinin dar bir vadi içinde olması, havadan veya karadan yapılacak taarruzlara karşı doğal bir koruma sağlıyor. ABD'li askeri analistlere göre, Kazma Dağı'nı yok etmek için kullanılabilecek en etkili silahlardan biri olan GBU-57 Massive Ordnance Penetrator (MOP) bombalarının bile, tesisin derinliği ve yapısal dayanıklılığı nedeniyle başarılı olamama riski bulunuyor. Trump'ın 'ön kapı' vurgusu ise, tam olarak bu noktada hedefleme zorluğuna işaret ediyor: Tesisin dar girişi, büyük bir bombanın doğrudan içeri girmesini neredeyse imkansız kılıyor.
Uzmanlar, Trump'ın söyleminin aksine, bu tür bir saldırının başarılı olması için hava kuvvetlerinin yoğun bir hazırlık yapması gerektiğini belirtiyor. Örneğin, öncelikle tesisin hava savunma sistemlerinin devre dışı bırakılması, ardından birden fazla MOP bombasının aynı noktaya seri halde atılması gerekebilir. Ancak bu bile, tesisin tamamen yok edileceğinin garantisini vermiyor. Ayrıca böyle bir operasyon, İran'ın misilleme yapmasına ve bölgedeki ABD askerlerine yönelik saldırılara yol açabilir.
ABD-İran Geriliminin Yeni Boyutu
Trump'ın bu açıklaması, ABD ile İran arasında son yıllarda tırmanan gerilimin yeni bir aşamasını temsil ediyor. 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koymasından bu yana, iki ülke arasında askeri gerginlikler artmıştı. 2020'de ABD'nin İranlı general Kasım Süleymani'yi öldürmesi ve İran'ın buna misilleme olarak Irak'taki ABD üslerine füze saldırıları düzenlemesi, savaşın eşiğine gelindiğini göstermişti. Trump'ın son tehdidi, özellikle İran'ın nükleer programına ilişkin endişelerin yeniden alevlendiği bir dönemde geldi. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmış ve nükleer silah üretecek kapasiteye yaklaştığı iddia ediliyor. ABD ve İsrail, İran'ın nükleer tesislerini askeri seçeneklerle durdurmayı defalarca gündeme getirmişti. Ancak Trump'ın Kazma Dağı'nı hedef alması, sadece nükleer program değil, aynı zamanda İran'ın konvansiyonel caydırıcılığını da kırmaya yönelik bir mesaj olarak yorumlanıyor.
Analistler, Trump'ın bu tür bir tehdidi seçim öncesi dönemde yapmasının iç politikaya yönelik hesaplar da içerdiğini belirtiyor. Sert dış politika söyleminin, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan gibi ABD müttefiklerinden destek gördüğü biliniyor. Ancak bu söylem, İran'ın nükleer anlaşmaya dönüş olasılığını azaltırken, bölgede yeni bir savaş riskini de artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu gerilim, Türkiye için doğrudan güvenlik riskleri barındırıyor. İran sınırında bulunan Türkiye, olası bir askeri çatışmanın etkilerini hissedecek coğrafi konuma sahiptir. Türkiye, İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken, aynı zamanda NATO müttefiki olarak ABD'nin İran politikalarından doğrudan etkilenmektedir. Trump'ın Kazma Dağı'na yönelik tehdidi, Türkiye'yi iki ateş arasında bırakacak bir krize yol açabilir. Türkiye'nin, hem sınır güvenliğini sağlamak hem de ekonomik çıkarlarını korumak için diplomatik girişimlerde bulunması beklenir. Ayrıca, Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki askeri varlığı, bu tür bir çatışmada daha karmaşık bir pozisyon almasına neden olacaktır. Bu bağlamda, Ankara'nın hem ABD'yi itidale davet eden hem de İran ile diyaloğu sürdüren bir denge politikası izlemesi muhtemeldir.