İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), Basra Körfezi'nde ABD Donanması'na ait savaş gemilerini vurduğunu açıkladı. Açıklama, bölgede ABD ve İran arasındaki gerilimin son aylardaki en yüksek seviyeye çıktığı bir dönemde geldi. IRGC'ye bağlı medya, saldırının 'düşman savaş gemilerine' yönelik olduğunu öne sürdü, ancak hedef alınan gemilerin adı, saldırının zamanı ve kullanılan silah türü konusunda ayrıntı verilmedi. ABD tarafından henüz resmi bir doğrulama ya da yalanlama gelmedi.
Gelişmenin arka planı
Bu açıklama, Washington ile Tahran arasında aylardır devam eden karşılıklı suçlamaların son halkası. ABD, İran'ı bölgedeki müttefiklerine ve uluslararası deniz trafiğine yönelik saldırıları desteklemekle suçlarken; İran da ABD'nin körfezdeki askeri varlığını 'provokasyon' olarak nitelendiriyor. Son haftalarda Hürmüz Boğazı çevresinde İran hızlı botlarının ABD gemilerine yaklaşması, insansız hava araçlarının düşürülmesi gibi olaylar yaşanmıştı. Devrim Muhafızları'nın böyle bir açıklamayı kamuoyuna duyurması, genellikle iki amaca hizmet ediyor: İç kamuoyunda güç gösterisi yapmak ve ABD'ye karşı caydırıcılık mesajı vermek. Ancak bu tür iddiaların doğruluğu çoğu zaman bağımsız kaynaklarca teyit edilemiyor; İran resmi açıklamalarında abartıya sık sık başvuruyor.
ABD Donanması, Basra Körfezi ve çevresinde büyük bir askeri yığınak bulunduruyor. Bölgede konuşlu uçak gemisi grupları, destroyerler ve devriye gemileri, hem İsrail'in güvenliğini hem de petrol sevkiyat yollarının açıklığını korumayı amaçlıyor. İran ise asymmetric savaş yöntemleriyle bu üstünlüğü dengelemeye çalışıyor: mayın döşeme, hızlı botlarla taciz, insansız hava araçları ve balistik füzeler. Devrim Muhafızları'nın 'savaş gemilerini vurduk' açıklaması, bu kabiliyetlerin bir parçası olarak okunabilir. Fakat eğer iddia doğruysa, bu doğrudan bir askeri çatışma anlamına gelir ve ABD'nin misilleme olasılığı çok yüksek olur. Beyaz Saray'dan henüz bir açıklama gelmemesi, durumun belirsizliğini koruduğunu gösteriyor.
Bölgedeki tansiyonun yükselmesi, yalnızca ABD-İran hattında değil, vekil güçler üzerinden de hissediliyor. İran destekli Husiler, Kızıldeniz'de ticari gemilere saldırılar düzenliyor; Irak ve Suriye'deki Şii milisler ABD üslerine zaman zaman roket atıyor. Bu tablo, Orta Doğu'da çok katmanlı bir çatışma riski oluşturuyor. Uluslararası petrol fiyatları da bu tür haberlerle dalgalanıyor; Hürmüz Boğazı'ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor ve olası bir kapanma küresel enerji piyasalarını sarsar.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın bu açıklaması, nükleer müzakerelerin tıkandığı bir döneme denk geliyor. Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmış durumda; Batı ise yaptırımları sıkılaştırıyor. Diplomatik kanallar neredeyse kapalı. Böyle bir ortamda askeri restleşmelerin doğrudan çatışmaya dönüşme riski her zamankinden yüksek. Öte yandan, İran'ın açıklaması iç siyasette de bir manevra olabilir: Ülkedeki ekonomik sıkıntılar ve protestolar karşısında dış tehdit vurgusuyla milliyetçi duyguları harekete geçirmek isteyebilir. Devrim Muhafızları, İran siyasetinde askeri olduğu kadar ekonomik ve siyasi bir aktör; bu tür açıklamalar onların rejim içindeki konumunu güçlendirme işlevi de taşıyor.
ABD açısından bakıldığında, eğer saldırı doğrulanırsa, askeri karşılık seçenekleri masada olacak. Ancak Washington, seçim dönemlerinde ve Ukrayna ile Tayvan gibi başka önceliklerin olduğu bir sırada Orta Doğu'da yeni bir savaşa girmek istemeyebilir. Bu nedenle misilleme sınırlı ve hedefli olabilir. Yine de yanlış hesaplama riski yüksek; bir geminin vurulması ve mürettebat kaybı, kamuoyu baskısıyla tırmanmayı tetikleyebilir. Uluslararası toplumun çağrısı ise itidal yönünde olacak, ama bu çağrıların caydırıcılığı İran-ABD hattında zayıf.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Basra Körfezi'ndeki istikrarsızlık Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Enerji ithalatının önemli bir kısmı bu bölgeden sağlanıyor; olası bir çatışma petrol fiyatlarını yükselterek cari açığı ve enflasyonu körükleyebilir. Ayrıca Türkiye, İran ile uzun bir sınır paylaşıyor ve bölgedeki kaosun mülteci akını, terör örgütlerinin hareketlenmesi gibi sonuçları olabilir. Ankara, hem ABD hem İran ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor; gerilimin tırmanması bu dengeyi zorlaştırır. Türkiye'nin çağrısı muhtemelen diplomatik çözüm ve itidal olacaktır.