ABD Başkanı Donald Trump, İran ile olası bir anlaşma duyurusu yapmadan önce, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Türkiye, Pakistan, Mısır, Ürdün ve ayrıca İsrail’i arayarak görüşmelerde bulundu. Ancak listede tek bir Avrupa başkenti yer almadı. Bu durum, Washington’un Tahran’la nükleer müzakerelerde geleneksel müttefiklerini dışlayarak doğrudan bölgesel aktörlerle çalışma stratejisini ortaya koyuyor. Trump yönetimi, Avrupa’nın İran politikasını “yetersiz ve etkisiz” olarak nitelendirirken, kendi yaklaşımını “pratik sonuç odaklı” olarak tanımlıyor.
Gelişmenin arka planı
Trump’ın Avrupa’yı aramaması, 2015’te imzalanan ve Obama döneminin en önemli dış politika başarılarından biri olarak görülen Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) 2018’de ABD tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin bir devamı niteliğinde. O dönemde Trump, anlaşmayı “felaket” olarak nitelendirmiş ve İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını başlatmıştı. Avrupa Birliği ülkeleri ise anlaşmayı korumaya çalışmış, hatta INSTEX adlı bir ödeme mekanizması kurarak ABD yaptırımlarını aşmayı denemişti. Ancak bu girişimler başarısız olmuş ve İran, 2019’dan itibaren anlaşmadaki yükümlülüklerini kademeli olarak askıya almıştı.
Trump’ın son hamlesi, Avrupa’nın arabuluculuk rollerini tamamen devre dışı bırakarak, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel güçlerle doğrudan bir diyalog başlatma amacını taşıyor. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalarda, bu ülkelerin İran’ın bölgesel etkisini sınırlamada kilit rol oynayabileceği vurgulandı. Ayrıca, Trump’ın yakın danışmanlarından Jared Kushner’in bölge ülkeleriyle yürüttüğü gizli diplomasi de bu sürecin önemli bir parçası olarak görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump’ın Avrupa’yı dışlaması, sadece transatlantik ilişkilerde değil, aynı zamanda İran’ın nükleer programının kontrolü konusunda da yeni bir belirsizlik yaratıyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yaptığı açıklamada, “İran’la müzakerelerde AB’nin oynadığı rolün göz ardı edilmesi, uluslararası toplumun birliğini zedeler” ifadelerini kullandı. Öte yandan, İran yönetimi, ABD’nin bu hamlesine temkinli yaklaşırken, Avrupa’nın müzakerelerden dışlanmasının kendileri için bir fırsat olup olmadığını sorguluyor.
Bölgesel boyutta ise, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın nükleer faaliyetlerinin yanı sıra Yemen ve Suriye’deki vekalet savaşlarından duydukları rahatsızlığı sürekli dile getiriyor. İsrail’in ise İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için her türlü askeri seçeneği masada tuttuğu biliniyor. Trump’ın bu ülkeleri önceliklendirmesi, aslında ABD’nin Ortadoğu’daki geleneksel ittifak yapısını yeniden şekillendirme çabası olarak yorumlanıyor. Bu durum, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının azaltılması planlarıyla da paralellik gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Trump’ın aradığı ülkeler arasında yer alarak İran dosyasında doğrudan muhatap konumuna yükseltilmiştir. Bu, Ankara’nın bölgesel bir aktör olarak Washington nezdindeki ağırlığını gösterse de, Türkiye’nin İran’la enerji ve ticaret bağları, ABD yaptırımlarıyla çelişki yaratabilir. Ayrıca, Avrupa’nın dışlandığı bir süreçte Türkiye’nin denge politikası izlemesi zorlaşabilir. Türkiye, hem İran’la komşuluk ilişkilerini korumak hem de ABD ile ittifakını sürdürmek arasında hassas bir denge kurmak zorunda kalacaktır. Bu gelişme, aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Suriye politikalarında ABD ile işbirliğini artırma potansiyelini de barındırmaktadır.