ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı müzakere masasına oturtmak için uyguladığı 'maksimum baskı' politikasının sonuç vermemesi karşısında hayal kırıklığı yaşıyor. Trump yönetimi, İran’ın nükleer programını sınırlandırmak ve bölgesel faaliyetlerini dizginlemek için diplomatik ve ekonomik araçları kullanmayı tercih ederken, Tahran yönetimi bu baskılara boyun eğmek yerine direnme stratejisini sürdürüyor. İran’ın bu tutumu, Trump’ı ya askeri seçeneği yeniden değerlendirmeye ya da mevcut politikasını sürdürerek daha fazla itibar kaybına yol açacak bir sonuçla karşı karşıya bırakıyor.
Artan baskı ve Tahran'ın cevabı
Trump, göreve geldiği 2017 yılından bu yana İran’a karşı sert bir çizgi izliyor. 2018’de nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilme kararı alan ABD, İran’a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koydu ve bu yaptırımları giderek artırdı. Ancak Tahran, bu baskılara rağmen nükleer programını hızlandırdı ve uranyum zenginleştirme seviyesini yükseltti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) göre, İran %60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum üretmeye devam ediyor. Bu, bir nükleer bomba için gerekli olan %90 seviyesine oldukça yakın bir oran. Ayrıca İran, bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD ve müttefiklerine karşı operasyonlarını sürdürüyor. Yemen’deki Husiler, Lübnan’daki Hizbullah ve Irak’taki Şii milisler, İran’ın bu stratejisinin önemli unsurları olarak öne çıkıyor.
Trump yönetimi, İran’ı müzakereye zorlamak için petrol ihracatını sıfırlamayı hedefleyen yaptırımlar uygularken, Tahran yönetimi alternatif pazarlar ve takas mekanizmaları geliştirerek bu baskıyı aşmaya çalışıyor. Çin ve Rusya’nın bu süreçte İran’a destek vermesi, ABD’nin yaptırımlarının etkinliğini sınırlandırıyor. Ekonomik olarak zor durumda olan İran, yine de Trump’ın dayattığı kurallara uymayacağının sinyallerini veriyor. Trump’ın doğrudan müzakereler için attığı adımlar, İran lideri Ali Hamaney tarafından reddediliyor. Hamaney, ABD ile müzakerelerin bir ‘zehir’ olduğunu belirterek, Trump’a güvenilmediğini vurguluyor.
Askeri seçenek ve Trump'ın ikilemi
Trump, seçim döneminde askeri müdahaleden kaçınan bir politika izlemişti. 2020’de ABD’nin İranlı general Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ardından yaşanan gerilim, Trump’ın savaş istemediğini açıkça ortaya koymuştu. Ancak İran’ın mevcut tutumu, Trump’ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Seçmen tabanı ve küresel kamuoyu, ABD’nin yeni bir Ortadoğu savaşına girmesine sıcak bakmıyor. Öte yandan, İran’ın nükleer faaliyetlerine izin vermek, ABD’nin bölgedeki caydırıcılığını zayıflatabilir ve İsrail gibi müttefikler arasında endişe yaratabilir.
Uzmanlar, Trump’ın İran’a karşı askeri bir operasyon başlatmasının düşük bir ihtimal olduğunu, ancak bu seçeneğin tamamen masadan kalkmadığını belirtiyor. Trump yönetiminden bazı isimler, İran’ın nükleer tesislerine yönelik sınırlı bir saldırıyı gündeme getirse de, bu tür bir hamlenin bölgesel bir savaşı tetikleme riski taşıdığı ifade ediliyor. Ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının ekonomik etkisi sınırlı kalırken, Tahran’ın Çin ve Rusya ile ilişkilerini güçlendirmesi, Washington’un elini zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD gerginliği, Türkiye’nin güney sınırlarına yakın bir bölgede yaşanması nedeniyle doğrudan güvenlik riski oluşturmaktadır. Olası bir askeri çatışma, Türkiye’yi mülteci akını, sınır güvenliği ve bölgesel istikrarsızlık gibi sorunlarla karşı karşıya bırakabilir. Ayrıca, İran’a yönelik yaptırımlar, Türkiye’nin enerji ithalatını ve ticaretini etkileyebilir. Türkiye, İran’la doğalgaz ve petrol ticaretini sürdürmekte olup, ABD yaptırımlarına uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Öte yandan, iki ülke arasındaki gerilim, Türkiye’nin Ortadoğu’daki dengeleri yönetme stratejisini de zorlaştırmaktadır. Ankara, hem Washington hem de Tahran ile ilişkilerini korumaya çalışırken, bölgesel güvenlik endişelerini de dikkate almak durumundadır.