ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'la nükleer müzakerelerde kaydettiği ilerleme, Washington'da geniş çaplı bir şüpheyle karşılanıyor. Trump yönetimi, İran'ın uranyum zenginleştirme programını sınırlandırmak ve ekonomik yaptırımları hafifletmek için görüşmeler yürütürken, Kongre'deki Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler sürecin şeffaflığını sorguluyor. Gelişme, aynı hafta içinde ABD istihbarat yetkilerinin (FISA'nın 702. maddesi) süresinin dolmasıyla da dikkat çekiyor; bu yetkilerin yenilenmesi için Kongre'deki müzakereler tıkanmış durumda. Trump'ın muhalefeti, anlaşmanın bölgesel güvenliği tehdit edebileceğini ve İran'ın nükleer silah kapasitesini tamamen ortadan kaldırmadığını savunuyor.
Müzakerelerin Arka Planı ve Kritik Noktalar
Trump yönetimi, 2025'te başlattığı İran'la doğrudan müzakerelerde birkaç hafta içinde önemli ilerleme kaydettiğini duyurdu. Görüşmelerin odağında, İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum stoklarının azaltılması ve uluslararası denetimlerin artırılması yer alıyor. Ancak anlaşmanın kesin çerçevesi henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil. Uzmanlar, Trump'ın ilk döneminde 2018'de çekildiği İran nükleer anlaşmasına (JCPOA) benzer bir anlaşmanın bu kez daha dar kapsamlı olabileceğini belirtiyor. Bu durum, İran'ın bölgesel vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetleri ve balistik füze programını kapsamadığı için eleştiriliyor.
Aynı zamanda, ABD istihbarat yetkilerinin süresinin dolması, bu müzakerelerin zamanlaması açısından dikkat çekici. FISA 702. madde, ABD'nin yabancı istihbarat hedeflerini izlemesine olanak tanırken, sivil özgürlükler açısından tartışmalı bir mevzuat. Sürenin dolması, Trump yönetiminin elini zayıflatabilir ve İran'ın hamlelerini izleme kapasitesini sınırlayabilir. Kongre'deki kilitlenme, dış politika ve iç güvenlik arasındaki dengeyi yeniden gündeme taşıdı.
Küresel ve Bölgesel Boyutlar
İran'la olası bir anlaşma, yalnızca ABD-İran ilişkilerini değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkileyecek. Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörler, İran'ın nükleer programına karşı sert önlemler alınması çağrısında bulunuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Trump'ın müzakereci yaklaşımını eleştirerek, anlaşmanın İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek için yeterli olmayacağını söyledi. Öte yandan, Avrupalı müttefikler, JCPOA deneyiminden ders çıkararak daha kapsamlı bir anlaşma çağrısını yineliyor. Rusya ve Çin ise İran'la ekonomik bağlarını güçlendirirken, ABD yaptırımlarını delmeye devam ediyor. Bu karmaşık tablo, Trump'ın ilerleme iddialarını daha da sorgulanır hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran müzakereleri, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Olası bir anlaşma, İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi ve iki ülke arasındaki ticaretin artması anlamına gelebilir. Ancak anlaşmanın kapsamı dar tutulursa, İran'ın bölgesel nüfuzu artabilir ve bu da Türkiye'nin Suriye, Irak ve Kafkasya'daki çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Türkiye, İran'la enerji işbirliği yaparken, aynı zamanda Tahran'ın nükleer programından duyduğu endişeyi de sürdürüyor. Bu nedenle, Ankara'nın süreci yakından izlemesi ve hem Washington hem de Tahran'la dengeli bir diplomasi yürütmesi bekleniyor. ABD istihbarat yetkilerinin süresinin dolması ise Türkiye'nin terörle mücadele ve sınır güvenliği alanındaki işbirliğini etkileyebilir.