ABD Başkanı Donald Trump, Cuma günü New York'ta düzenlenen bir mitingde İran'ı “tamamen yenilgiye uğratacaklarını” ilan ettikten sonra Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan etmekle tehdit etti. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise Cumartesi günü bu iddiayı reddederek stratejik su yolunun “İran'a ait olmaya devam edeceğini” belirtti. Gelişme, Körfez bölgesindeki gerilimi yeniden tırmandırırken, küresel enerji arzı üzerindeki riskleri de artırıyor.
Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemi
Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir enerji koridoru. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelerin ham petrol ihracatının büyük bölümü bu boğaz üzerinden gerçekleşiyor. İran, uzun yıllardır boğazın kontrolünü elinde tutarak jeopolitik bir koz olarak kullanıyor. Tahran yönetimi, uluslararası hukuk çerçevesinde boğazdan serbest geçişi savunurken, olası bir krizde boğazı kapatmakla sık sık tehdit ediyor.
Trump'ın bu açıklaması, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki milis güçleri üzerindeki baskıyı artırmaya yönelik bir söylem olarak yorumlanıyor. Eski başkan, görev süresi boyunca İran'a yönelik azami baskı politikası izlemiş ve 2020'de Kasım Süleymani'yi öldürmüştü. Şimdi yeniden başkanlığa aday olan Trump, seçim mitinglerinde İran'a yönelik sert söylemlerini sürdürüyor. Ancak Hürmüz Boğazı'nı “ABD toprağı” ilan etmek, uluslararası hukukta karşılığı olmayan ve bölgesel dengeleri bozacak radikal bir iddia olarak görülüyor.
Uluslararası hukuk ve bölgesel tepkiler
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, yaptığı yazılı açıklamada, “Hürmüz Boğazı'nın egemenliği İran'a aittir ve öyle kalacaktır” ifadelerini kullandı. Garibabadi, uluslararası hukuk çerçevesinde boğazdan geçişlerin düzenlendiğini ve herhangi bir ülkenin bu statüyü tek taraflı olarak değiştiremeyeceğini vurguladı. ABD'nin bölgedeki askeri varlığına dikkat çeken İranlı yetkili, her türlü saldırıya karşılık vereceklerini belirtti.
Ortadoğu'da artan gerilim, petrol fiyatlarının yükselmesine neden olabilir. Uzmanlar, Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir krizin küresel enerji piyasalarını olumsuz etkileyeceği konusunda uyarıyor. Özellikle Çin ve Hindistan gibi enerji ithalatçısı ülkeler, bu tür bir gelişmeye karşı hassas. ABD'nin bölgedeki müttefikleri olan Körfez ülkeleri ise şimdilik temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Suudi Arabistan ve BAE, İran ile diyalogdan yana olduklarını daha önce defalarca dile getirmişti.
Bölgesel güç mücadelesi ve küresel etkiler
Trump'ın bu söylemi, ABD'nin Ortadoğu'daki varlığını yeniden artırma sinyali olarak okunabilir. Ancak Çin ve Rusya'nın bölgede artan nüfuzu karşısında ABD'nin hamleleri, yeni bir güç mücadelesini alevlendirebilir. Özellikle Rusya'nın İran ile yakın ilişkileri ve Çin'in İran'dan petrol alımı, bölgesel dengeyi etkileyen faktörler arasında. Ayrıca İsrail'in İran'a yönelik tehditleri, bu tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine saldırı düzenleyebileceği sinyallerini verirken, böyle bir durumda Hürmüz Boğazı'nın kapanması ihtimali güçleniyor.
Türkiye ise hem Karadeniz'deki enerji hatları hem de Orta Doğu'daki komşularıyla ilişkileri açısından bu gelişmeleri yakından takip ediyor. Enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithalatla karşılayan Türkiye, olası bir petrol krizinden etkilenebilir. Ayrıca Türk gemileri de Hürmüz Boğazı'nı kullanarak yük taşımacılığı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, enerji ithalatının büyük bölümünü Orta Doğu ülkelerinden sağlıyor ve boğazın tıkanması, enerji maliyetlerini artırarak enflasyonu tetikleyebilir. Ayrıca Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması için diplomatik çözüm arayışlarını destekliyor. İran ile ABD arasında doğrudan bir çatışma, Irak ve Suriye'deki güç dengelerini de değiştirebilir. Türkiye, Katar gibi ülkelerle yaptığı askeri anlaşmalar çerçevesinde bölgedeki gelişmelere kayıtsız kalamaz. Sonuç olarak, bu gerilim Türkiye'nin enerji politikalarını ve bölgesel stratejilerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.