Rusya'nın Orta Doğu'daki etkisi, 2024'te Suriye'de Beşar Esad rejiminin çöküşünün ardından keskin bir düşüş yaşayacağı yönündeki beklentilere meydan okuyarak varlığını sürdürüyor. Moskova, 2015'te Suriye iç savaşına müdahalesinden bu yana savaşın harap ettiği ülkede yaklaşık 100 askeri tesis işletiyordu. Esad'ın devrilmesinin ardından bu tesislerin büyük kısmı boşaltılsa da Rusya, bölgedeki diplomatik ve askeri varlığını tamamen sona erdirmiş değil. Kremlin, Orta Doğu'daki rolünü yeniden tanımlayarak artık 'ikincil güç' statüsünde hareket ediyor. Bu durum, bölgesel dengeler ve küresel güç mücadelesi açısından yeni bir döneme işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Suriye'den Çekilme ve Yeni Strateji
Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığı, iç savaşın seyrini değiştiren kritik bir faktördü. 2015 yılında başlayan hava operasyonları, Esad rejiminin ayakta kalmasını sağlamış ve Moskova'ya Doğu Akdeniz'de stratejik bir üs kazandırmıştı. Ancak 2024'te rejimin çöküşü, bu yapıyı temelden sarstı. Rus güçleri, Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Deniz Üssü dahil olmak üzere birçok tesisten çekilmek zorunda kaldı. Yine de Kremlin, Suriye'nin kuzeyindeki bazı askeri noktaları elinde tutmayı başardı ve yeni yönetimle temas kanalları kurdu.
Uzmanlara göre Rusya, Orta Doğu'daki varlığını korumak için daha esnek ve pragmatik bir strateji benimsiyor. Moskova, artık büyük ölçekli askeri müdahaleler yerine, kriz bölgelerinde arabuluculuk, enerji işbirliği ve silah satışı gibi araçlara ağırlık veriyor. Bu çerçevede Rusya, Suriye'nin yeniden inşasında söz sahibi olmaya çalışırken, Türkiye ve İran ile de koordinasyonu sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Rusya'nın Yeni Denge Arayışı
Rusya'nın Orta Doğu'daki rolünün dönüşümü, yalnızca Suriye ile sınırlı değil. Moskova, son yıllarda Körfez ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirdi; Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile enerji ve ticaret alanlarında işbirlikleri kurdu. Ayrıca İsrail-Filistin çatışmasında arabuluculuk girişimlerinde bulunarak bölgesel bir aktör olarak konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Ancak Batı'nın yaptırımları ve Ukrayna savaşı nedeniyle kaynakları kısıtlı olan Rusya, artık ABD veya Çin gibi büyük güçlerle rekabet edecek kapasitede değil.
Bu durum, Orta Doğu'daki güç dengesinde önemli bir boşluk yaratıyor. ABD'nin bölgeye ilgisinin azalması ve Çin'in artan ekonomik nüfuzu, Rusya'yı 'ikincil güç' konumuna itse de Moskova, özellikle savunma anlaşmaları ve askeri teknoloji transferleri sayesinde etkisini korumaya çalışıyor. Örneğin, Rusya'nın Mısır ve Cezayir ile yaptığı silah anlaşmaları, bölgedeki askeri dengeleri etkilemeye devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya'nın Orta Doğu'daki rolünün dönüşümü, Türkiye için hem fırsatlar hem de zorluklar barındırıyor. Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde etkili bir aktör olarak Rusya ile işbirliği yapmak zorunda; ancak Moskova'nın zayıflaması, Ankara'nın bölgede daha bağımsız bir manevra alanı elde etmesini sağlayabilir. Enerji alanında ise Türkiye, Rusya'ya olan bağımlılığını azaltmak için alternatif kaynaklara yönelirken, Moskova'nın Akdeniz'deki askeri varlığının azalması, Türkiye'nin deniz güvenliği açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Ancak Rusya'nın Libya ve Karadeniz'deki tutumu, iki ülke arasındaki ihtilaf alanlarını canlı tutuyor. Bu nedenle Türkiye, Rusya ile ilişkilerinde pragmatik bir denge politikası izlemeye devam edecek.