ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik ablukanın Hürmüz Boğazı'nda yeniden başlatıldığını ve ticari gemilerden güvenli geçiş için ücret alınacağını duyurdu. Bu açıklama, iki ülke arasında pazar günü bir İran gemisine yapılan saldırının ardından karşılıklı ateşlerin devam etmesiyle geldi. Birleşmiş Milletler Denizcilik Ajansı, saldırıda herhangi bir can kaybı olmadığını ancak bölgede gerginliğin arttığını bildirdi. Trump, ablukanın İran'ın petrol ihracatını tamamen durdurmayı ve bölgesel istikrarı sağlamayı amaçladığını belirtti. Ancak İran yönetimi, ablukanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve karşılık vereceklerini duyurdu. Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak küresel enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip.
Gelişmenin arka planı
ABD ile İran arasındaki gerilim, Trump'ın 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koymasıyla başlamıştı. Son haftalarda Basra Körfezi'nde bir dizi saldırı ve sabotaj olayı yaşanmış, ABD İran'ı sorumlu tutmuştu. Pazar günü İran'a ait bir tankere düzenlenen saldırının ardından ABD, İran'ın misilleme yapacağı endişesiyle bölgeye ek askeri güç sevk etti. Trump'ın abluka kararı, seyir serbestisi ilkesine aykırı olması nedeniyle uluslararası toplumda tartışmalara yol açtı. ABD, ablukanın BM Şartı'nın 51. maddesi kapsamında meşru müdafaa hakkına dayandığını savunurken, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, bunun korsanlık olduğunu söyledi. Çin, Rusya ve AB, tarafları itidal ve diyaloğa çağırdı.
Hürmüz Boğazı'nda seyir güvenliği, küresel enerji arzı için hayati önem taşıyor. Ablukanın uygulanması halinde petrol fiyatlarında sert artışlar bekleniyor. Trump'ın açıklamasının ardından Brent petrolün varil fiyatı yüzde 5 yükseldi. Uzmanlar, her iki ülkenin de savaş istemediğini ancak yanlış hesaplamaların çatışmayı tetikleyebileceğini belirtiyor. ABD'nin bölgedeki müttefikleri Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ablukayı desteklerken, Katar ve Kuveyt daha temkinli bir tutum sergiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki abluka, sadece İran'ı değil, aynı zamanda Basra Körfezi'ne kıyısı olan diğer ülkeleri de etkileyecek. Boğaz, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve BAE'nin petrol ihracatı için ana geçiş noktası. ABD'nin abluka uygulaması, bu ülkelerin ihracatını da kısıtlama potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan, alternatif boru hatlarına sahip olsa da, mevcut durumda boğazın kapatılması petrol piyasalarında şoka yol açabilir. Çin, Hindistan ve Japonya gibi enerji ithalatçısı ülkeler, durumdan en çok etkilenecekler arasında. Trump'ın geçiş ücreti uygulaması, aslında ABD'nin bölgedeki askeri varlığını finanse etme girişimi olarak yorumlanıyor. Ancak bu, uluslararası deniz hukuku açısından sorunlu bir yaklaşım. Uzmanlar, İran'ın ablukayı delmek için asimetrik taktiklere başvurabileceğini, örneğin hızlı botlar veya mayınlarla gemileri tehdit edebileceğini söylüyor. Bu da ticari sigorta primlerinin artmasına ve deniz ticaretinin sekteye uğramasına neden olabilir.
BM Güvenlik Konseyi'nin acil toplanması bekleniyor. ABD, ablukanın meşruiyeti konusunda yalnız kalabilir. Avrupa Birliği, Trump'ın kararını kınarken, Rusya ve Çin de ablukayı kınama yönünde ortak bir bildiri yayınlamaya hazırlanıyor. Bölgedeki askeri yığınak, iki ülke arasında doğrudan bir çatışma riskini artırıyor. İran'dan gelen ilk resmi yanıtta, ablukanın kalkması için ABD'nin nükleer anlaşmaya dönmesi şartı koşuldu. Ayrıca İran, Körfez'deki ABD hedeflerine saldırı düzenleme hakkını saklı tuttuğunu açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki abluka, Türkiye'nin enerji güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, petrol ve doğalgaz ithalatının önemli bir kısmını Ortadoğu'dan, özellikle İran ve Irak'tan yapıyor. Abluka nedeniyle petrol fiyatlarının yükselmesi, Türkiye'nin cari açığını artırabilir ve enflasyon baskısı yaratabilir. Ayrıca boğazın kapanması, alternatif güzergah olarak Türkiye üzerinden geçen enerji koridorlarının önemini artıracaktır. Ancak bu durum, bölgesel gerilimin tırmanmasına ve Türkiye'nin güney sınırlarında güvenlik risklerine yol açabilir. Türkiye, hem ABD hem de İran ile diyaloğu sürdürmeli ve tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimlerde bulunmalıdır. Krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için alternatif enerji kaynakları ve tedarik zincirleri geliştirilmelidir.