Özel yatırım hesapları (Trump Hesapları) olarak bilinen ve eski Başkan Donald Trump'ın seçim kampanyasında vaat ettiği yeni bir finansal araç, Amerika Birleşik Devletleri'nde son otuz yılın en geniş seviyesine ulaşan servet eşitsizliğini azaltmakta sembolik bir rol oynuyor, ancak uzmanlar bu hesapların yapısal sorunu çözmekte yetersiz kaldığı görüşünde. Plan, düşük gelirli bireylerin vergi avantajlı hesaplar aracılığıyla hisse senedi piyasalarına yatırım yapmasına olanak tanımayı amaçlasa da, mevcut ekonomik veriler servet uçurumunun daha da derinleştiğini gösteriyor.
Trump Hesapları'nın arka planı ve vaatleri
Trump'ın 2024 başkanlık kampanyasında öne çıkan ekonomik vaatlerinden biri olan Trump Hesapları, aslında bireysel emeklilik hesaplarına benzer bir yapı öngörüyor. Öneriye göre, hükümet belirli bir temel yatırım tutarını finanse edecek ve katılımcılar ek katkılarla hesap büyüklüğünü artırabilecek. Hedef kitle, özellikle hisse senedi piyasasına erişimi olmayan düşük ve orta gelirli aileler. Kampanya söylemlerinde, bu hesapların "her Amerikalı için bir sermaye oluşturma" fırsatı yaratacağı vurgulanıyor. Ancak eleştirmenler, planın yılda yaklaşık 1.000 dolarlık devlet katkısı ve %20'ye varan vergi indirimleriyle sınırlı olduğunu, bunun da mevcut eşitsizlikle başa çıkmak için çok düşük bir miktar olduğunu belirtiyor.
Servet eşitsizliği verileri, ABD'de en zengin %10'luk kesimin toplam servetin %70'inden fazlasına sahip olduğunu, alt %50'lik kesimin ise yalnızca %1'ine sahip olduğunu gösteriyor. Bu uçurum, 1990'lardan bu yana istikrarlı bir şekilde genişledi. Trump Hesapları, bu tabloyu değiştirmekten ziyade, piyasa katılımını artırarak bireylere küçük bir getiri sağlayabilir. Ancak asıl sorun, ücretlerin durgunluğu, eğitim ve sağlık maliyetlerinin yüksekliği ve varlık sahipliğinin tabana yayılamaması gibi yapısal faktörler. Ekonomistler, bu tür sembolik politikaların, seçim dönemlerinde popülist söylemleri güçlendirmekle birlikte, gerçek bir servet transferi veya vergi reformu olmadan eşitsizliği azaltamayacağını savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump Hesapları tartışması, sadece ABD'de değil, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede benzer popülist politikaların yeniden gündeme gelmesine yol açıyor. Özellikle Avrupa'da sağ partiler, düşük gelirli seçmenlere yönelik doğrudan nakit transferi veya yatırım teşvikleri vaat ediyor. Ancak bu tür adımlar, genellikle bütçe açıklarını artırıyor ve uzun vadeli yapısal reformları geciktiriyor. Latin Amerika'da ise Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerde benzer "halk hesapları" denemeleri, yüksek enflasyon ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle başarısız oldu. Küresel ölçekte, servet eşitsizliği dünya genelinde artıyor. Oxfam'ın verilerine göre, en zengin %1'lik kesim, dünya servetinin %45'ine sahipken, en yoksul %50'lik kesim sadece %1'ine sahip. Bu durum, sosyal huzursuzluk ve siyasi kutuplaşmayı körüklüyor. Trump Hesapları gibi sembolik önlemler, bu çarpıklığı düzeltmekte yetersiz kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de benzer şekilde, seçim dönemlerinde popülist ekonomik vaatler sıkça gündeme gelmektedir. Ancak ABD'deki Trump Hesapları örneği, sembolik adımların yapısal eşitsizliği çözmede etkisiz kaldığını göstermektedir. Türkiye'de son yıllarda artan gelir adaletsizliği ve yoksulluk, benzer popülist politikalara rağmen derinleşmektedir. Bu nedenle, Türkiye'nin kapsamlı bir vergi reformu, eğitim ve sağlık yatırımları ile ücret politikalarını gözden geçirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, kısa vadeli sembolik önlemler, toplumsal huzursuzluğu artırabilir ve dış politikada da güvenilirliği zedeleyebilir.